menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Milliyetçi Hayalperestlik mi Yoksa Başka Hesaplar mı Var?

24 0
21.06.2026

Yeni bir olası müzakere süreci arifesinde birileri yine “iki ayrı devlet” ve “egemen eşitlikten” söz ediyor. Bu görüşte ısrar edenlerin ne yapmak istediklerini anlamak gerçekten zordur!

Uzun yıllar denen bu hayalperest politikanın Kıbrıslı Türklere çok şey kaybettirdiği ortadadır. Kıbrıslı Türkler 1974’ten sonra ortaya çıkan Federal ve AB üyesi bir devletin asli unsurlarından biri olma imkanından yararlanamadılarsa ve statüsüz bir toplum olarak kaldılarsa, bunun esas müsebbibi, en azından 2003 yılına kadar, bu maksimalist ve hayalperest politikada ısrar etmek olmuştur.

Siyasi eşitlik yerine egemen eşitlikte ısrar etmek Kıbrıslı Türkleri mevcut statükoya hapsedip statüsüz bırakma anlamına geldiği bilindiği halde, bu politikada ısrar etmenin anlamı nedir?

Bugün bu tür önerilerde bulunanlar tarih ve diplomasi bilgisinden bütünüyle yoksun mu?

Kıbrıslı Rumlar, AB üyesi olmadan önce kabul etmeyi reddettikleri iki ayrı devlet ve egemen eşitlik formülünü bugün niye kabul etsinler?

Yoksa, bilerek mi yapıyorlar? Başka hesapları mı var?

Eğer, 20 Temmuzun yarattığı güçler dengesine güveniyorlarsa, 20 Temmuzun eli federal devlete kadar uzanabilir, bunun ötesine geçemez. Yakın tarihin tanıklığı bunu bütün açıklığıyla gözler önüne sermiştir.

 Aşağıda, Türk tarafının “74’Rüzgarını” arkasına alıp ifrata kaçtığı, ölçüyü kaçırdığı zamanlarda savunduğu ayrı devlet ve egemen eşitlik politikasının nasıl dayatılmak istendiğini, nasıl karşılık bulmadığını ve Kıbrıslı Türklere nelere mal olduğunu irdeleyelim ve iftara kaçılmasından vazgeçilmesini dileyelim...  

1882 anayasasından Kıbrıs Cumhuriyeti kurulana kadar geçen zaman içinde “azınlık” statüsünün ötesine geçemeyen Kıbrıslı Türkler, 1960 Anayasasıyla belli oranda eşitlik elde ettiler. Her konuda tam eşit değillerdi ama bazı konularda ayrı Kıbrıs Türk çoğunluğu olmadan Temsilciler Meclisinde yasa yapılamıyordu. Ayrıca, Kıbrıslı Türklerin ayrı olarak seçtiği Cumhurbaşkanı Yardımcısı belli konularda veto hakkına sahipti.

1974 yılında dengeler değişince, Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumlarla tam siyasi eşitlik (sayısal değil) temelinde federal bir devleti birlikte yönetme imkanına kavuştular. Fakat, siyasi eşitlik ilkesinden süratle uzaklaştılar ve egemen eşitlik talep etmeye başladılar.

“Fiili Muhtar İdareden” Ayrı Devlet ve Egemen Eşitlik Talebine

1974’ten sonra Türk tarafı ortaya koyduğu daha ilk önerilerde federal bir sistemden çok konfederal bir düzenleme peşinde olduğunu gösterdi. Denktaş, Makarios ile 1977 yılında “federal devlet” ve “ülkenin bütünlüğünü sağlama” konusunda mutabakat imzalamış olmasına rağmen ortaya koyduğu öneriler federasyondan çok konfederasyonu, bütünleşmeden çok ayrılığı hedefliyordu. Denktaş’ın bu tavrı, 1979 yılında Spiros Kiprianu ile imzaladığı ve federal Kıbrıs devletinin kurulmasını yeniden teyit ettiği anlaşmadan sonra da değişmedi.

Nitekim, 31 Mart–7 Nisan 1977 tarihleri arasında Viyana’da yapılan görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafı, “ilk aşamada tamamen danışma niteliğinde olan Federal Hükümetin fonksiyonlarından” söz ediyor ve “bu yetkiler iki toplum arasında güven ve işbirliği oluşunca esaslı federal yetkilere dönüştürülebilir” diyordu. 

Kıbrıs Türk tarafı kurulacak federal devlette merkezi hükümete bırakılacak yetkilerinin son derece sınırlı olmasını ve toplumlararası güven sağlanınca, gerçek bir federal düzenin kurulmasını savunuyor, buna da “Evrim yoluyla Federasyon” (federation by evolution) diyordu.

Bu yaklaşım Kıbrıs Rum tarafının sert tepkisine yol açtı.

Bir yandan ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı silah........

© Yeni Düzen