ZOR VEDALAR
İçim öylesine kırık ki son sıralar. Arka arkaya arkadaş ölümleri fena halde dengemi bozdu sanırım. Sevgül’ün beni uçaktan inişimin ertesi günü İstanbul’da yakalayan acı haberinin ardından Almanya’ya geldiğimin ertesi günü ODTÜ Sosyoloji’den sınıf arkadaşım, canım Mesut Deren’in ölüm haberini aldım. Şimdi bir bahçede ağaçlara, çiçeklere, kelebeklere dalıp hayatı ve ölümü düşünüyorum. Bu iki ölüm sadece son sıralarda gerçekleşenler. Hafıza odaları geçmişteki arkadaş ölümlerinin de kapısını açıyor. Bir arkadaşım söylemişti yas ve yaşama sevinci aynı anda yaşanabilir diye. Sorun şu ki sevdiklerini yitirdikten sonra her yaşama sevincine bir suçluluk eşlik ediyor. Gidenlerin yaşayamadığı günü yaşadığın için bir utanç kaplıyor seni.
Ölüm hep en önemli meselesi olmuş insanlığın. Ölümleri geciktirmek içi yapılan yatırımların daha fazlası başka insanların ölümü için örgütlenen savaş teknolojisine yapılıyor ne yazık ki. Bazen eski yazılarımdan bazı fragmanları Sosyal Medya’da paylaşıyorum ve en az beğeni alanlar pasifist görüşler taşıyanlar, savaş teknolojisine karşı çıkanlar, barış için savaş paradigmasını eleştirenler oluyor. Bunun üzerine düşündüm az önce. Sanırım en önemli mesela aynı kimlik gruplarından olmadıklarımızın ölümlerine karşı duyarsızlık. Kendi etnik grubundan birinin ölümü kolektif bir yas nedeni olurken başkalarının ölümü bu sayaca eklenmiyor.
Türkiye’de Kürt sorunu söz konusu........
