Adaleti, Güveni ve İnsan Onurunu Önceleyen Bir Yönetim İçin Değişim Şart
İnsan her şeye alışıyor derler. Ben buna pek inanmıyorum. Daha doğrusu, insanın her şeye alışmaması gerektiğini düşünüyorum.
Bir kadının daha öldürülmesine.
Bir işçinin evinden çıkıp işe gidip, akşam evine dönememesine.
Çocukların eğitim hakkına eşit erişiminin, ailelerinin ekonomik imkânlarına bağlı hale gelmesine.
Yollarımızda insanların ölmesine.
Kamu kaynaklarının har vurulup harman savrulmasına.
Bir felaket yaşandığında sorumluluğun kurumdan kuruma, kişiden kişiye dolaştırılmasına.
Ve birkaç gün sonra bütün bunları unutup hayatımıza devam etmemize.
Son yıllarda en çok korkmamız gereken şeylerden biri belki de budur: Normal olmayanı normalleştirmek.
Çünkü insan bir süre sonra yalnız yaşananlara değil, yaşananların ardından hiçbir şey değişmemesine de alışıyor.
Bir facia oluyor. Soruşturma başlıyor. Açıklamalar yapılıyor. Birkaç kişi görevden alınıyor ya da yargı önüne çıkıyor. Sonra hayat devam ediyor.
Bir kadın öldürülüyor. Hep birlikte öfkeleniyoruz. Birkaç gün konuşuyoruz. Sonra başka bir şiddet haberi gelene kadar gündem değişiyor.
Okullar açılıyor, konteynerleri, eksik öğretmenleri, özel gereksinimli çocukların eğitime erişememesini konuşuyoruz.
Trafikte bir can daha kaybediyoruz. Yolları, denetimi, kameraları, cezaları tartışıyoruz.
Hayat pahalılaşıyor. Eğitimden gıdaya, ulaşımdan sağlığa en temel ihtiyaçlara ulaşmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Ve bütün bunların arasında bizden beklenen şey, yaşananları hayatın doğal akışıymış gibi kabul etmemiz.
Çünkü bunların hiçbiri kaçınılmaz değil.
İyi çalışan kurumlar, liyakatli kadrolar, etkili denetim, güçlü sosyal politikalar ve hesap verebilir bir yönetim varsa pek çok felaket önlenebilir. Pek çok hak ihlali daha ortaya çıkmadan engellenebilir.
Devlet........
