menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Orta Doğu’da yönetişimin omurga devleti Türkiye: Yeni bir Sa’dabat Paktı

16 1
02.02.2026

ABD’nin yüksek maliyetli doğrudan angajman yerine “devletler arası yönetişim ağına” dayalı bir mimari arayışı, Ortadoğu gibi stratejik coğrafyalarda “omurga” niteliğinde bir bölgesel taşıyıcı ihtiyacını artırmaktadır. Türkiye’nin bu rol için öne çıkması, aynı anda fırsat ve risk üretir. Böyle bir rolün “yeni bir Osmanlı İmparatorluğu” ya da “yeni bir İsrail” gibi algılanması mümkündür. Her iki algı da potansiyel riskleri beraberinde getirir. Bunun yerine Türkiye “yeni bir Sa’adabat Paktı’nın” temellerini atmalı ve omurgasını oluşturmalıdır

GİRİŞ: TÜRKİYE YENİ BİR OSMANLI İMPARATORLUĞU MU OLACAK YOKSA YENİ BİR İSRAİL Mİ?

Günümüzde açık haber kanalların ve sosyal medyada, özelde Orta Doğu ve genelde Dünya jeo-politiğinde gelişmeleri yorumlarken Türkiye’nin bu gelişmelerde olası rolü için iki benzetme öne çıkıyor: Yeni bir Osmanlı İmparatorluğu mu, yoksa yeni bir İsrail mi? Bu tartışma yersiz de değildir. Dünyada yeni bir hegemonya rejimi kurulurken, en stratejik ve kilit bölgelerden biri olan Orta Doğu da bu değişimden nasibini alacaktır. Hattâ, şu anda, bu değişim ve güç kaymasını çıplak gözlerimizle gözlemlemekteyiz.

ABD dünyadaki hegemonya rejimini değiştirirken büyük küresel iktisadi ve siyasi örgütler ile küresel kurumlar yerine devletlerarası ikili ilişkilere dayalı bir mimari oluşturmaya çalışıyor. Bu mimaride, bir önceki hegemonya rejiminden kalan IMF, DB, NATO gibi kuruluşlar ile AB, NAFTA, ASEAN gibi bölgesel entegrasyon örgütlerinin niteliği ve kontrol – koordinasyon kapasitesi de değiştirilmek isteniyor. Devletlerin daha ön plana çıkacağı bu yapıda Orta Doğu’da hegemonya rejiminin temsilcisi bir devletlerarası yönetişim ağına ihtiyaç duyuyor. Bu yönetişim ağının en önemli unsuru da, bu ağın omurgasını oluşturacak devlettir. Geçen yazıda “omurga devlet” için dört alternatif arasında ABD için en uygun olanının Türkiye olduğunu söylemiştik. Ancak Türkiye olarak biz böyle bir rolü ister miyiz? Bir “omurga devlet” olmanın bize getireceği avantajlar ve dezavantajlar nelerdir? Tarihimizde bu role uygun bir örneğimiz var mı? Bugünkü yazıda kendi ideolojik bakış açımdan ve duygusal duruşumdan bağımsız olarak, objektif bir dil ve kavramsal bir çerçeve içinde akademik bir yöntemle bu avantaj ve dezavantajları anlatmaya çalıştım.

1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE YÖNTEM: “OMURGA”YI ÖLÇÜLEBİLİR KILMAK

ABD’nin son yıllarda belirginleşen dış politika eğilimi, yüksek maliyetli doğrudan askerî angajmanlardan ziyade, ikili anlaşmalar ve işlevsel koalisyonlar üzerinden örülen bir devletlerarası yönetişim ağı kurma arayışıdır. Bu yaklaşımda amaç, sahada sürekli “taşıyan” bir güç olmaktan çok, kendisi için iktisadi ve siyasi maliyeti azaltırken bölgede düzen üretme kapasitesini koruyacak bir mimari kurmaktır. Böyle bir ağ mantığında bazı ülkeler “düğüm” işlevi görür; bazıları ise “omurga” gibi, ağın sürekliliğini sağlayan taşıyıcı hatlara dönüşür. Orta Doğu gibi stratejik, kırılgan ve çok aktörlü bir coğrafyada bu omurga rolünün kime düşebileceği tartışması, Türkiye’nin konumunu kaçınılmaz biçimde gündeme getirir.

Burada “omurga” metaforunu romantik bir imge olmaktan çıkarıp ölçülebilir bir işlev setine indirgemek gerekir. Omurga aktör, üç temel işi aynı anda yürütür: (i) koridor güvenliği (enerji ve lojistik hatlarının sürekliliği, deniz-kara bağlantılarının emniyeti), (ii) kriz arabuluculuğu (çatışma yönetimi, iletişim kanalları, sınırlı normalleşme........

© Yeni Birlik