menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vuslatın ta kendisi

10 0
01.09.2026

Kalem kaimdir bidâyeten ezelden. Gün yüzüne el’ân çıkar bizim için adem sandığımız. Tortular arınır, kasvetli bulutları çözünür göğün. Nârı ve nuru barındıran güneşin kavuşturduğunda karanlıkları tutuşturuşu gibi geceye giriftar olanı. Mazi müstakbeli çağırıp olanca gücüyle, bekaya uzanan bir dönüşün zaman kaybetmeye tahammülü kalmamıştır. Zerreler kürelerin hızıyla yarış ederken geri kalmaz hiçbir umut. Hasret manasına kavuşur yitirdiği yerde. Kimi ahretlik bir emaneti itinayla korur. Kimi özlem duyduğunun vuslatına adar varlığını. Leyla olur. Bîkarar dünyanın taştan duvarlarına sinince hayatların izdüşümü, rüyadan uyanmak istemez insan toprağa avdet edinceye dek. Kucağına basar ne varsa. Mutlulukları, heyecanları, huzuru, sevinci… Kollarını kocaman açmış bekler sabırla. Hayallerin edasıyla doldurur sepetini bembeyaz papatyalarla.

Yarı yarıya ihtimaller uğruna hayat öyle uzun değilken en doğruyu bulabilmek içindir çabaları. Her ne kadar farkında olsa da olmasa da aslında kendinden. İnsan kendini arar bir nevi. Noksanlıklarını ikmal edecek, hem de noksan ikmal edebilecek bir yarım elma misali. Tetabuk eden bir bütünün nısfını. Dinin yarısını korumakla elde edilen bir kazançla. Kulluktan ötelere gidilmeyen bir cehdle/ gayretle. Yaşamayı ve yaşamı bir nevi intizamlı hale mübadele. Kul iken nicesi eklenir sıfatlarına bir bir. İmtihanları değişir, kendisinin değişmediğini düşünürken. Zorluklara kolaylıkların tebdili nispetinde tutunur hayata. İnşirahlar sınandığından tevahhuş etmediği müddetçe.

Hoyratça bir benliğin kuvvet bulmasından; zahiren mutantan, bâtınen kof bir varlığa sahip bireylerden başkası çıkmayan ortaya. Kavileşmiş varlığına artık gem vurulmaz da........

© Yeni Asya