Laiklik mi dediniz?
Din ve devlet işlerinin ayrılmasını iddia ederler. Hukuk kurallarının dinî dogmalara göre değil, toplumun ihtiyacına ve beynelmilel genel hukuk kurallarına göre şekillendiğini” iddia ederler.
Laiklik, Orta Çağ skolastik dönemde Katolik kilisesinin “Tanrı’nın hâkimiyetini sağlayacağız. Kiliseye itaat Tanrı’nın hâkimiyetidir” kuralı ile katı bir istibdat uygulamasına, hürriyetlere, bilime karşı tavır almasına ve “Engizisyon mahkemeleri” ile büyük bir baskı kuran Teokratik yönetimine karşı aydınların hürriyet istemelerinden doğmuştur.
İslâm’da teokratik bir anlayış asla olmamıştır. Zira İslâm fıtrat dini olduğu için her nevi istibdat ve baskıyı kaldırmış, “Kavmin efendisi ona hizmet edendir” kuralını getirerek yöneticileri halka hizmetkar eylemiştir. Kur’ân “hukukun üstünlüğünü” , “meşvereti”, “hürriyeti” ve “adaleti” getirmiştir. Hukukun beynelmilel adalet kurallarını tespit etmiştir.
Kur’ân ve hadis çerçevesinde şekillenen İslâm Hukuku asla bir dogma olmamıştır. Toplumun ihtiyacına göre “aklı ve örfü” esas alan “kıyas ve icmayı” hukukun kaynakları arasına koyan dinamik ve canlı bir hukuk sistemini oluşturmuştur. Hukuk otoriteleri olan müçtehitlerin içtihatları ve mahkeme kararlarını, müftülerin fetvalarını “Şeriat” olarak kabul etmiştir. Böylece İslâm hukuku insanlığın saadetini temin eden dinamik bir hukuktur.
İslâm Hukukunun amacı “Makasıd-ı Hamse” denilen “hayat, mülkiyet, din ve vicdan, ilim ve fikir hak ve hürriyetleri ile aile hukukunu” korumayı ve geliştirmeyi amaçlar. Bu haklar laikliğin değil dinin hukukudur. İslâm Hukuku........
