menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsanın kırmızı çizgileri: Akıl, irade ve muhabbet

10 0
23.02.2026

Gadabiye, şeheviye ve akliye. Kur’ân’da bu kuvvelerin her biri için “vasat” dediğimiz sınır, adeta bir kırmızı çizgi olarak belirlenmiştir. İnsan, şeriatça bu sınır içinde hareket etmekle mükelleftir. İçtimaî hayatın adaletli olabilmesi için de insan, kanunla bu sınırlar içinde kalmaya zorlanmalıdır.

Ancak bu kanun, kaynağını serbestlik alanını tayin eden küllî bir kanun hükmündeki Kur’ân’dan almalıdır. Çünkü Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Lâkin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de fıtraten tayin edilmemiş olduğundan bu kuvvetlerin her birisi ‘tefrit, vasat, ifrat’ namıyla üç mertebeye ayrılırlar.”¹ Her üç kuvvenin ifrat ve tefriti insanı fıska ve fesada sürükler; yani altısı haramdır. Vasat olan üçü ise helâl ve haktır. Biz burada yalnızca Kuvve-i Akliye üzerinde duracağız.

“Üçüncüsü: Nef’ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.”²

Allah, insana “cüz-i irade” dediğimiz bir tercih imkânı vermiştir. Akıl kuvvetiyle insan; faydayı zarardan, iyiyi kötüden ayırabilir. Bu temyizden sonra cüz-i irade devreye girer. İnsan; hakkı ya da haksızlığı, razı olmayı ya da hırsızlığı, iyiyi ya da kötüyü tercih eder. Tercih yapıldıktan sonra küllî irade, insanın neyi seçtiyse onun imkânlarını yaratır ve önüne koyar. Yoksa insan, tercih etse bile onu yapmaya muktedir değildir. Çünkü vücudu, hayatı, gözü, kulağı ve bütün varlığı emanettir. Bu emaneti sahibinin rızası dairesinde kullanmayıp emanete hıyanet ederse, elbette bir hesabı olacaktır. Hâlbuki Allah, gökten........

© Yeni Asya