Ekran yüzleri [nin yüzü] [ ]
Merak ettim; arkadaşlar bu Ramazan kendilerini yenilemiş mi diye.
Yok; aynı yerde [tarihin derinliklerinde(!)]ler…
Diksiyon yok. Hitabet yok. (Arada birileri var gibi; orda da o bir, hikmetin gölgesi, izi, tebessümü, aradalığı yani esas bir perde var ki onun kaldırılmaklığı eksik ve dahi tuz miktarınca atılması gerekenliği; korkudan, şundan bundan -bilemem- katılmıyor -burayı çok açmıyorum -sır kalsın- ama şu kadar var ki Ramazan penceresinde son adamın dediklerine bir atıf, kulak vermek yok; -binde bir veren olsa da- isminden kaçmak var.)
Kusura kalınmazsa duymadığımız yeni bir şey yok bu konforlu stüdyolarda.
Bilineni de yeni bir üslûba büründürmek yok. Hakikati kurcalamak bu kadar mı öcü bir şey?!
Profesörü, dekanı, rektörü, kurul başkanı, yardımcısı hepsi mi birbirine benziyor! Daha ilk cümlelerinden son cümleleri belli… Hele gençlerin, çocukların sahasında nerdeyse yoklar. Yüzlerde tebessüm de soluk… Resmiyet dersen hemen her nefeslerinde. Ciddiyet dediğin o işin hakkını vermek nerde; ne bileyim!
Bu şanlı misafir yılda bir sefer geliyor. Milyonlara sesleneceksen on bir ay hazırlanmalısın. On bir yıl veya…
Hayat gibi akacaksın o ekranlarda. Su gibi berrak… Gece gibi sırlı… Gündüz gibi aydınlık… Kar gibi beyaz… Bahar gibi çiçekli… Sonbahar gibi ölüme yakın… Yaz gibi gölgeli, meyveli…
Ki bu Ramazan sofrasında seni dinleyen duysun, doysun. Hah be hayatımız tazelendi desin; öteki seneyi iple çeksin.
Ressam birdenbire tablo çizmiyor.
Şairin o pırıl pırıl mısralarının ardında arkasında kaç uykusuz gece var; yaa!
Çık televizyona -bir de biliyor edasıyla- noktasız, virgülsüz, renksiz, kokusuz, bestesiz, duygusuz, tonlamasız, vurgusuz, durgusuz, kurgusuz konuş da konuş. Sus, sus,........
