menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni Almanya -2

24 0
19.09.2026

Almanya dahil birçok ülke sanayi, hizmetler ve kamu sektöründe genç göçmen emeğine ihtiyaç duyarken siyaset giderek göçmen karşıtlığı ve “remigration”, yani tersine göç söylemi etrafında şekilleniyor.

Peki, iktisadî gerçeklikle taban tabana zıt görünen bu tablo yalnızca bir çelişki mi? Yoksa başka bir siyasal tasarımın habercisi mi?

Sachsen-Anhalt AfD lideri Ulrich Siegmund’un seçim zaferinden birkaç gün sonra yaptığı açıklama ikinci ihtimali ciddiye almak gerektiğini gösteriyor. İsrailli savunma şirketi Elbit’in eyalete yatırım yapması sorulduğunda, savunma sanayii ürünlerini toptan reddetmediklerini; gelecekteki “remigration ve sınır dışı etme taarruzu” için bunlara ihtiyaç duyacaklarını söyledi.

Bize göre Avrupa’daki yeni aşırı sağın hedefini yalnızca milyonlarca insanı fiziksel olarak sınır dışı etmek şeklinde okumak eksik kalır. Daha gerçekçi tehlike, sınır dışı edilme ve vatandaşlık statüsünü kaybetme tehdidinin sürekli hissedildiği, siyasî ve sosyal hakları daha kırılgan bir göçmen alt sınıfının kalıcılaşmasıdır.

Bu niyet AfD’nin din özgürlüğüne yaklaşımında özellikle berraklaşıyor. Parti, Almanya’da din özgürlüğünün Müslümanlar bakımından fazla geniş yorumlandığını, hatta âdeta diğer hakların üzerinde duran bir “süper temel hak” haline geldiğini savunuyor ve bunu yeniden “makul ölçülere” çekmeyi vaat ediyor. Oysa Almanya’da Müslümanların diğer din mensuplarına tanınmayan olağanüstü ayrıcalıklara sahip olduğu bir düzen yok. Tam tersine, kurumsal temsil, kamusal görünürlük ve eşit katılım gibi birçok alanda Müslümanların konumu hâlâ tartışmalı ve kırılgan. Üstelik ortada toplumsal düzeni altüst edecek sıra dışı talepler de yok: cami, din eğitimi veya başörtüsü gibi meseleler esasen........

© Yeni Asya