menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rüşveti reddin bedeli

17 0
03.07.2026

Immanuel Wallerstein’a göre, evrensellik (yani küllî hakikat iddiası) “kuvvetlinin zayıfa bir ‘hediyesi’dir” ve bu hediye, sunulduğu kişiyi bir açmaza sokar. Reddetmek kayıptır: Kişi, hakikatinin küllî değil cüz’î olduğunu, herkese değil yalnız kendine ait dar bir doğru olduğunu peşinen itiraf eder. Ama kabul etmek de kayıptır; çünkü hediyeyi alırken, değerin ölçüsünün kendi elinde değil, onu verenin elinde olduğunu da kabul etmiş olur. Evrensel hakikat diye sunulan şey, üzerinde bir menşe damgasıyla gelir; onu almak, verenin önceden sahipliğini onaylamaktır.

Said Nursî gibi düşünürlerin, hakikati “Batı’dan” yayılan bir şey sayan zümrelerce ne kendileriyle ne de baş tacı ettikleri Batılı düşünürlerle aynı terazide tartılacak bir “denk” olarak görülmemesi, bu çerçevede açıklanabilir. Bu tarz bir ilim geleneğinde Said Nursî okunmaz, ancak tasnif edilir. Bir düşünür olarak değil, bir vaka olarak görünür: Bir hareket lideri, sosyolojik bir numune, bir malzeme kaynağı. Onun eserleri ve zihin yapısıyla derinden bir etkileşim yerine, onu açıklanacak bir nesneye indirger. Bu, emeğe değil, sahiplik vehmine dayanan bir mülkiyettir: Muhatap, metni etiketleme hakkını kendinde görür, onunla yüzleşme yükümlülüğünü ise üzerine almaz.

Türkiye’deki birtakım seküler ve solcu aydının tavrı, sözünü ettiğimiz zihniyetteki bir Batılıdan daha keskindir; çünkü dışarıdan dayatılmış bir hiyerarşinin içe sindirilmiş, hatta şiddetlendirilmiş halidir. Önce seküler-modern olanı “evrensel” sayan, dinî-geleneksel olanı ise “geri” sayan o görünmez medeniyet cetveli ithal edilir; sonra asıl sahibinin elinde olduğundan daha katı bir biçimde işletilir. Oryantalistler hiç değilse egzotik bir merak besler; yerli aydınlar içinse Said Nursî merak konusu........

© Yeni Asya