Evlensenize kardeşim! (2)
Gençlerimiz evlenmiyor, evlenenler çocuk sahibi olmayı erteledikçe erteliyor ve boşanmalar hızlıca artıyor. Doğum oranları uzun süredir “nüfusun kendini yenileme seviyesi”nin altında seyrederken nüfus yaşlanıyor, yaşlanan nüfus karşısında sistem alarm veriyor. Daha da tehlikelisi, nikahsız birlikteliğin artması, yalnız yaşamanın çeşitli yollarla teşvik edilerek aile mefhumunun içinin boşaltılması manevi dinamiklerimizin zayıfladığını ortaya koyuyor.
Rakamların bize söylediğinin çok ötesinde bir meseleyle karşı karşıyayız. Konuyu sadece demografik açıdan değerlendirmek ya da ekonomik kaygılar üzerinden okumak meselenin dinî, ahlâkî, sosyal ve kültürel yönlerini ıskalamak anlamına gelebilir. Asıl yara, buralarla ilgili.
Bediüzzaman aileyi toplumun küçük bir numunesi olarak görür. Aile neyse toplum da odur. Aileye bakarak toplumla ilgili sonuçlara ulaşabileceğimizi söyleyebiliriz. Bediüzzaman’ın eyvahlarla ailenin bozulmasından feryat etmesi, hem de muhafazakâr aile ve toplum yapısının oldukça güçlü olduğu dönemlerde, toplumun bütününe sirayet edecek manevî hastalıklarla ilgilidir. Bugün bu acı feryadın anlamını daha iyi kavrayabiliyoruz. Bediüzzaman’ın “bir nevi cennet hayatı” olarak nitelediği aile hayatından cennet iklimi uzaklaşmışsa, cennet hayatı gibi bir hayat vaadine gençlerimiz burun kıvırıyorsa, her şeyimizi baştan ayağa gözden geçirmek zamanı çoktan gelmiştir, hatta geçmiştir diyebiliriz.
Cemal Safi’nin kaleminden bir Orhan Gencebay şarkısıydı. “Yüreğime Toroslar’dan çığ düştü. / Yangınımı söndürmedi kar benim” mısralarında dile getirilen, hatrı için yüce dağlar deldiren “aşk”ı da mı tatmıyor gençlerimiz, bilemiyorum. Bu mübtela-yı gama bir tutulsalar, belki de evlenecekler; ama para, kariyer, konfor arayışları ve sosyal medyanın sunduğu hazcı yaklaşımlar bu duyguyu da kalplerden sildi........
