Zamanın rüzgârı mı, hakikatin pusulası mı?
Modern bir yanılgı: Gelişiyoruz
Herkes zamanın ilerlediğinden bahsediyor. Oysa ilerleyen sadece teknoloji; ruhlarımız ise buna paralel olarak gelişmediği gibi yerinde sayıyor, hatta geriye gidiyor. “Zaman değişti” cümlesi, bugün ahlâkî tavizlerin en şık kılıfı haline geldi. Mevsim değişince kıyafetimizi değiştiririz ama karakterimizi değiştirmeyiz. Biz ise şimdi kıyafetle birlikte derimizi de yüzmeye, değiştirmeye çalışıyoruz.
Dijital vitrinler ve görenek belâsı
Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin “görenek belâsı” dediği toplumsal baskı, bugün sosyal medyanın “beğeni” butonlarında küresel bir vitrine dönüştü. Eskiden "Aman haa! birileri görür duyar" diye kaygılanırken, şimdi bütün dünya bizi izliyor.
Sahte ihtiyaçlar “rızk-ı mecazî” olmaktan çıkıp tiryakiliğe dönüştü. Başkalarının hayatına bakıp kendi hayatımızı eksik hissetme hastalığına yakalandık. Özgür seçim yaptığımızı sanıyoruz; oysa çoğu zaman küresel bir pazarın yönlendirdiği gönüllü bir esaret yaşıyoruz.
Vicdanın savunma mekanizması: Kendimize görelik
İnsan inandığı gibi yaşamayınca, yaşadığı gibi inanmaya başlar. Günahın utancını taşımak nefse ağır geldiğinde akıl hemen bir çıkış yolu bulur: Kurallar esnek olsa ne rahat olurdu! İşte bu noktada “kendimize göre bir din” icat ediyoruz. Doğru bilgiyi öğrenmekten kaçınıyoruz, çünkü öğrenmek beraberinde sorumluluk getirir. Bilmek istememe hastalığına yakalanmışız. Cehaleti bir kalkan olarak kullanıyoruz.
Gerçek Özgürlük: Doğru İslâmiyet
Gerçek özgürlük, zamanın rüzgârına kapılmak değil; o rüzgâra rağmen ayakta kalabilmektir. Bediüzzaman’ın tespitiyle: Eğer biz Kur'ân ve........
