Hakikatin yalnızlığı
Şam’dan bugüne uzanan bir hikâye
Günlük olayların, siyasetin ve modern anlamıyla gündemin biraz dışına çıkacağım bu yazımda, sizlere tarihin derinliklerinden ilginç bir olay anlatmak istiyorum.
Fakat bu kez anlatacağım olaydan doğrudan bir sonuç çıkarmayacağım. Çünkü bazen tarihin anlattığı bir hikâyenin hükmünü vermek yerine, onu okuyucunun zihnine bırakmak daha değerlidir.
Çünkü bazı hikâyelerin asıl gücü, bize ne düşünmemiz gerektiğini anlatmalarında değil; kendi sorularımızla, kendi vicdanımızla ve kendi düşüncelerimizle baş başa bırakmalarındadır.
Anlatacağım hikâye, İslam tarihinin en sancılı dönemlerinden birinde 657 yılında yani Hicrî 37 yılında Dımaşk'ta, bugünkü adıyla Şam'da geçtiği rivayet edilen bir olaydır. Tarihçi Ali b. Hüseyin el-Mes‘ûdî'nin Mürûcü'z-Zeheb ve Me‘âdinü'l-Cevher adlı eserinde yer alan bir rivayettir.
Başlamadan önce dönemin şartlarını kısaca hatırlamak gerekiyor.
Tarihi yaşandığı zamanın şartlarından koparırsak, bugün bize çok basit görünen bir olayın arkasındaki büyük siyasi anlamı göremeyebiliriz.
TARİHİN EN SANCILI DÖNEMLERİNDEN BİRİ
İslam'ın üçüncü halifesi Hz. Osman'ın 656 yılında Medine'de öldürülmesi, İslam toplumunda büyük bir kırılmanın başlangıcı oldu. Hz. Osman'ın yönetimine yönelik eleştiriler, bazı idari atamalar, devlet hazinesinin kullanımı ve yönetim anlayışına ilişkin tartışmalar giderek büyümüş Mısır, Kûfe ve Basra'dan gelen muhalif grupların Medine'de oluşturduğu baskı, sonunda halifenin evinin kuşatılmasına kadar varmıştı.
Hz. Osman'ın öldürülmesiyle birlikte yalnızca bir halife hayatını kaybetmedi.
Birlik duygusu da ağır bir yara aldı.
Ardından Hz. Ali halife seçildi.
Fakat artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Hz. Osman'ın katillerinin hemen cezalandırılamaması, dönemin siyasi şartları içerisinde büyük bir anlaşmazlığa dönüştü. Şam Valisi Muaviye b. Ebî Süfyan ile Hz. Ali arasındaki siyasi gerilim giderek tırmandı.
Cemel Vakasının ardından 657 yılında Sıffin'de iki taraf karşı karşıya geldi.
Bu artık yalnızca iki ordunun savaşı değildi.
Bir tarafta Hz. Ali'nin hilafeti ve Kûfe merkezli siyasi güç, diğer tarafta Şam merkezli güçlü bir siyasi ve askerî yapı vardı.
Savaşın ardından hakemlik süreci yaşandı.
Bu süreç Hz. Ali'nin siyasi otoritesini zayıflatırken, İslam toplumundaki ayrışmayı daha da derinleştirdi.
İşte anlatacağımız deve hikâyesini, tam da böyle bir dönemin içerisinde düşünmek gerekiyor.
Çünkü bazen tarihte bir devenin hikâyesi, aslında bir toplumun gerçekle ilişkisini anlatır.
Mesûdî'nin aktardığı hikâyeye göre Sıffin Savaşı sonrasında Kûfeli bir adam erkek devesiyle Dımaşk'a, yani Şam'a gelir.
Bir Şamlı, dişi devenin kendisine ait olduğunu ve Sıffin sırasında elinden alındığını ileri sürer.
Mesele Muaviye'nin huzuruna taşınır.
Şamlı adam, iddiasını desteklemek için elli şahit getirir.
Şahitlerin tamamı devenin Şamlı adama ait olduğunu söyler.
Muaviye de bu doğrultuda hüküm verir ve devenin Şamlıya teslim edilmesini ister.
Kûfeli adam şaşkındır.
Çünkü ortada........
