30 Ağustos bir zaferden fazlası
30 Ağustos'u anlamanın en kolay yolu, onu yalnızca bir askerî zafer olarak hatırlamaktır. Oysa 30 Ağustos 1922, bundan çok daha büyük bir tarihsel kırılmanın adıdır. Çünkü o gün kazanılan yalnızca bir meydan muharebesi değil; Anadolu'da kurulmak istenen yeni siyasal düzenin önündeki en büyük askerî engelin ortadan kaldırılmasıdır.
Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 sabahı başladı. Beş gün sonra, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Başkomutanlık Meydan Muharebesi kazanıldı. Türk ordusu, Yunan ordusunun Anadolu'daki ana kuvvetlerini kuşatarak imha etti veya etkisiz hâle getirdi. Yunan ordusunun başkomutanı General Nikolaos Trikupis de esir alınan komutanlar arasındaydı.
Ancak 30 Ağustos'u yalnızca “beş günde kazanılan savaş” olarak anlatmak, tarihin önemli bir bölümünü eksik bırakır.
Çünkü bu zaferin arkasında yaklaşık üç yıllık bir askerî ve siyasal mücadele vardı.
1919'da başlayan Millî Mücadele, 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla yalnızca bir direniş hareketi olmaktan çıkmış, örgütlü bir siyasal ve askerî mücadeleye dönüşmüştü. 1921'de Sakarya Meydan Muharebesi ile Yunan ordusunun Ankara'ya yönelik ilerleyişi durdurulmuştu. Fakat Sakarya bir savunma zaferiydi. Savaşın kesin sonucunu belirlemek için Türk ordusunun stratejik taarruz aşamasına geçmesi gerekiyordu.
İşte 30 Ağustos'un tarihsel önemi burada ortaya çıkar.
26 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz, savunmadan taarruza geçişin sonucuydu. Türk ordusu yaklaşık bir yıl boyunca yeniden hazırlanmış, kuvvet ve lojistik imkânlarını geliştirmiş, taarruz için uygun zamanı beklemişti. Askerî kaynaklarda Büyük Taarruz'un, İstiklâl Harbi'nin son ve belirleyici........
