Tevekkül: Sebeplere sarılıp Allah’a güvenmek
Hayat, her zaman istediğimiz ve planladığımız şekilde ilerlemiyor. Bazen deprem, sel, yangın gibi doğal afetlerle; bazen hastalık, kaza, iş kaybı veya ailevi sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Böyle zamanlarda insan kendisini çaresiz ve güçsüz hissedebiliyor. Kalbimizi daraltan bu olaylar karşısında bize güç veren en önemli değerlerden biri tevekküldür. Tevekkül; hiçbir tedbir almadan beklemek, sorumlulukları terk etmek veya yaşanan her olayı sorgulamadan kabullenmek değildir.
Tevekkül, insanın elinden gelen gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah’a bırakması ve O’na güvenmesidir. İnsan çalışır, tedbir alır, dua eder; neticeyi ise Allah’ın takdirine teslim eder. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Kararını verdiğin zaman artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân, 3/159) Bu ayet, tevekkülün iki önemli yönünü ortaya koymaktadır: Önce düşünmek, danışmak ve karar vermek; ardından da Allah’a güvenmek. Yani tevekkül, gayretin ve tedbirin ardından gelen bir teslimiyettir.
Tevekkül Tedbiri Terk Etmek Değildir
Peygamber Efendimiz, tevekkül anlayışını çok güzel bir şekilde açıklamıştır. Bir adam devesini bağlamadan bırakıp “Allah’a tevekkül ettim” deyince Allah Resûlü ona: “Deveni bağla, sonra tevekkül et.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 60) buyurmuştur. Bu hadis, Müslümanın sorumluluk anlayışını açıkça göstermektedir. İnsan önce üzerine düşeni yapmalıdır. Daha sonra sonucu Allah’a bırakmalıdır. Deveyi bağlamadan “Allah’a güvendim” demek nasıl doğru değilse; hastalık karşısında tedavi aramamak veya tehlikelere karşı hiçbir önlem almamak da tevekkül değildir.
Depreme karşı dayanıklı binalar yapmak, yapı denetimlerini ihmal etmemek, afet........
