Örtünün çifte sınavı
Örtünün çifte sınavıREFİK TUZCUOĞLU
Toplumsal hafızamızda derin izler bırakan, uğruna üniversite kapılarında bir kuşağın istikbalini tükettiği başörtüsü mücadelesi, bugün hâlâ bitmemiş bir insan hakları sınavı olarak karşımızda duruyor. Kamusal alanda kazanılan özgürlüklere ve başörtüsü yasağını vaktiyle jakobence savunan bazı siyasi partilerin helalleşme çağrılarına rağmen, dipte karanlık bir tortu gibi kaynamaya devam eden seküler refleksler, fırsatını bulduğu an vahşi bir nefret söylemi olarak yeniden sokaklara dökülüyor.
Sokak mikrofonlarına "Arabistan sıcağından gelen bir gelenek" ya da "AK Parti’nin ürettiği bir siyasi simge" ezberlerini fütursuzca savuran zihniyet, aslında üzerine bastığı toprağın tarihsel derinliğine tamamen yabancılaşmıştır. Bundan 150 yıl geriye gittiğimizde bu coğrafyanın kadını; sınıfı, statüsü ya da kökeni ne olursa olsun mevcudiyetini bu örtüyle tanımlıyordu. Anadolu’nun harcını karan Bacıyan-ı Rum’lardan Kurtuluş Savaşı’nın cephe gerisindeki kahraman kadınlarına kadar başörtüsü, dönemsel bir icat değil; bu medeniyetin kurucu hafızasıdır.
Bu hafızayı yok etmek isteyen zihniyetin yakın tarihte açtığı yaralar ise unutulacak gibi değil. 28 Şubat’ın karanlığında kampüs kapılarına kurulan barikatlar, öğrencilerin rızası dışında çekilen gizli kamera kayıtları, ailelerinden ve avukatlarından soyutlanarak ikna odalarında psikolojik kıskaca alınan genç kızlar, gelecekle tehdit edilerek başını açmaya veya peruk takmaya zorlayan taahhütname dayatmaları ve ellerinden alınan eğitim hakları...
Merve Kavakçı’nın Meclis salonundan "Bu hanıma haddini bildirin!" protestoları eşliğinde çıkarılışı ile zirveye ulaşan bu sistematik baskı yöntemleri, bu........
