menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Apo şeytanının tercümanları

19 16
05.03.2025

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

Apo şeytanını Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne konuşmak üzere çağırmakla ilk tercüme yapılmış oldu. MHP, bu çağrısıyla, esasen ‘Türk kimliğinin kendi tekelinde bulunmadığını daha doğrusu, Türklüğün siyasal bir partiyle temsil edilemeyeceğini” itiraf etmiş oldu. Başka türlü dersek, Türklük bir partiyle sınırlandırılamayacak ve tanımlanamayacak kadar aşkın (transandantal) bir kavramdır; 85 milyonu “bir millet” haline getiren bu kapsayıcı kimlik, Apo şeytanının çağrılmasıyla bir partinin tutsağı olmaktan kurtulmuştur.

Bu çağrı aynı zamanda Türk milletinin ontolojik temelini bir partinin siyasal gel-gitleriyle örselenen heveskar ideolojik bir metaya dönüştüremeyeceğini gösterdi. Dahası bu çağrı, MHP’nin Türk milliyetçiliği iddiasını boşa çıkardı; parti dışındaki eski MHP’lilere reva görmediği yaklaşımı bebek katili ve tayfasına layık gördüğünü de tarihsel belleklere kazıdı.

DEM nasıl ki “Kürt”ü temsil etmiyorsa, MHP de “Türk”ü temsil etmediğini böylece ilan etmiş oldu. Ortaya çıkan sonuç, aslında daha önceden bildiğimiz ama kanıtı bu çağrıyla tescil edilmiş bulunuyor. Olması gereken oldu; çok da iyi oldu. Çünkü Kürt’ü ve Türk’ü temsil etme iddiası, Cumhuriyet’in herkesi birleştiren, her bir ferdini içeren ve eşitleyen laik, sosyal bir hukuk devleti rejimi olduğu gerçeğine taban tabana aykırıdır. Her iki parti aynı çağrıda derin bir uzlaşı içinde buluşarak bu salt teorik temsil tiyatrosunun daha fazla sürdürülemeyeceğini birlikte kavramış görünüyor. Ancak bu durum onların uslandıklarını değil, çıkmaza girdiklerini gösteriyor. Bu çıkmazdan kurtulmak için “doğal kavrayış ve uzlaşı” ile teorik temsilin “pratikte demokratik siyaset ve hukuki boyut” söylemleriyle ikinci bir yöntem uygulamaya konuluyor.

Güney Doğu’da Hüda Par, İslam dinini en olmadık, en vahşi ve en cahilce yorumunu havale ettiği Hizbullah bağlantısıyla ile Kürt kökenli yurttaşlardan beklediği desteği bulamadı. Din istismarı en kaba ve ilkel biçimde hem de şeriatçılık adı altında bu parti ve iltisaklı olduğu Hizbullah tarafından bölgedeki yurttaşlarımıza dayatıldı; cinayetler işlendi, kadınlara insanlık dışı baskılar uygulandı ve halka korku salındı ama yine de din istismarı bölgede tutmadı. Bu kez de “her ne kadar din diyorsak da Kandil’le aynı yerdeyiz” demeye varacak müşterek çalıştaylar (örn. Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı vb.) düzenleyerek dini etnik bölücülüğe alet etmekte ve nihayetinde PKK’nın oluşturduğu bölücü çevreyi “ortak emel” doğrultusunda sahiplenmektedir. Ayrıntılar için “Kuş mu Deve mi” başlıklı yazıma bakınız. Artık Hüda Par ile bölücü örgüt için hedef de, hedef kitle de aynıdır: İlki din maskesiyle, ikinci sözde barış ve demokratik toplum gibi Marksist söylemiyle etnik bölücülük yapmaktadır.

Apo şeytanının çağrı metnine doğrudan katılan bu aktörlerden başka, bebek katilinin tercümanı olanlar vardır. Metin yazarları aynı safta yer almıştır.

“Fonksiyonsuz Saçmacılara” yönelik eleştiriler yerindedir ancak eleştiri yapanlar, “dinime küfreden bari müselman olsa” dedirtecek yaman bir ruh ve zihin karışıklığından mustarip tercümanlar cümlesindendir. Hem şeytanı meclise çağır hem de şeytanlık yapıyorsun diye sızlan. Tercümanların hali pür melali bu olsa gerek.

Fonksiyonsuz saçmacılar”, Apo şeytanının önünde koşup meş’um çağrı metnindeki her satırı özenle tercüme ve tefsir görevini gönüllü üstlenerek “barış ve demokrasi kahramanını”nın müjdecisi olmak ve görevden vazife çıkarmak için öne atılıyorlar.

Bu fonksiyonsuz mütercimlere göre vatandaşlık tanımı değişmeli imiş. Tüm dertleri, bu tanımdan “Türk”ü çıkarıp 85 milyonluk koskoca bir milleti adsız, kimliksiz, kişiliksiz ve yönsüz bir karanlığa mahkum etmektir. Atatürk’ün, “Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı gözetilmeksizin, vatandaşlık itibarıyla Türk denilir” tanımı, Türk’ü bütün dinsel, ırksal, kültürel ve bölgesel farklılıkların ötesinde ve ama tümünü vatandaşlık şemsiye altında kapsayan, kavrayan ve içeren bir tanımdır. Ne var ki bu tanım, Türk’ün kendine özgü köklü bir ırk olmasına mani olmadığı gibi, gayri Türk olup ülkesi, milleti ve devletine gönülden bağlılık duyan her yurttaşı içerek ırklar ve mezhepler üstü bir kuşatıcılığa sahiptir. Bu kapsam ve kuşatıcılık, Apo şeytanı ve tercümanlarının sandığı........

© Veryansın TV