menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke’nin adı, Mehmetçik’in canı

18 0
11.10.2026

Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı… 

Suudi Arabistan’a askerî destek verilmesi gündemde. Bu desteğin kapsamı, Türk askerinin üstleneceği görev ve karşılaşabileceği tehlikeler henüz bütün sınırlarıyla açıklanmış değil. Mekke adını taşıyan anlaşmanın Türkiye’ye ne kazandıracağını, Mehmetçik’e hangi sorumlulukları yükleyeceğini ve hangi hukuki yetkiyle uygulanacağını bilmek istiyoruz.

Yıllarca Mehmetçik’le aynı arazide yürümüş, aynı tehlikeyi paylaşmış bir komutan olarak biliyorum: Bir askeri göreve göndermek, onun geride bıraktığı evin hayatını da değiştirmektir. Görev emrinde yazmayan bir bekleyiş başlar o evde. Eşinin, çocuğunun, annesinin bekleyişi…

Bugün Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması etrafında konuşulanları bu sorumlulukla değerlendiriyorum.

5 Ekim’de Riyad’da yapılan toplantının ardından yayımlanan ortak açıklamada, Suudi Arabistan’a askerî kuvvet ve kabiliyet sağlanması ve bunların hızla konuşlandırılması için tedbir alınacağı bildirildi. Açıklamada, tarafların ulusal mevzuatlarına uygun hareket edilmesi şartı da yer alıyor.

Millî Savunma Bakanlığı, 8 Ekim’de sürecin Anayasa ve ilgili mevzuat doğrultusunda yürütüleceğini belirtti. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da aynı gün anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu, Türkiye’nin başka bir ülkenin toprağında saldırı yapmak üzere asker göndermeyeceğini söyledi. Anlaşmanın Meclis’e sevk edilmesine ilişkin hazırlıkların tamamlanmak üzere olduğunu açıkladı.

Savunma amaçlı olduğu söylenen bu anlaşma çerçevesindeki görevler neleri kapsıyor?

Suudi Arabistan’a sağlanması düşünülen destek silah ve teçhizatla mı sınırlı kalacak? Türk askerî personeli görevlendirilecek mi? Görevlendirilecekse sorumluluğu nerede başlayıp nerede bitecek? Bir savunma sisteminin başında görev yapan personelin çatışmanın genişlemesi hâlindeki durumu ne olacak?

Bunları sormak, evladını askere gönderen milletin hakkıdır.

Türkiye’nin kendi güvenliğine yönelen PKK terörü konusunda yürütülen siyasi süreç, “analar ağlamasın” gerekçesiyle savunuluyor.

Bu dileğe hangi vicdan itiraz eder? Ben de analar ağlamasın isterim. Silah arkadaşlarımın evlerine düşen acıyı gördüm. Bir daha hiçbir evde o bekleyişin yasla bitmesini istemem.

Ancak kendi ülkemize silah doğrultmuş bir terör örgütü konusunda can kayıplarını önlemek gerekçesiyle siyasi bir yol aranırken, Suudi Arabistan’ın güvenliği için üstlenilecek askerî riskin aynı titizlikle tartışılması gerekmez mi?

Türkiye’nin terör örgütüyle müzakere politikasını bu gerekçeyle savunanlar, başka bir coğrafyada Türk askerinin hayatını hangi zorunluluk nedeniyle riske atabileceklerini de açıklamalıdır. Bir ülkede silahların susmasını isterken başka bir savaşın içine girme ihtimalini hafife alamayız.

Üstelik kamuoyuna açıklanan genel taahhütlerden, Türkiye’nin üstleneceği görevin bütün sınırlarını öğrenemiyoruz. Hangi durumda ne kadar sorumluluk doğacağı, bunun nasıl sona ereceği ve karar yetkisinin kimde olacağı........

© Veryansın TV