Kasım'da Bilal Erdoğan gelebilir, güç denklemleri değişiyor! Erdoğan, Fidan, Soylu, Albayrak...
Resmi olarak ilan edilmese de AK Parti'nin Kasım ayında önemli bir kongreye hazırlandığı yönündeki iddialar giderek güçleniyor.
Hatta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu süreç için Genel Başkan Vekili Efkan Ala'ya hazırlık talimatı verdiğine dair duyumlarım var.
Edindiğim bilgilere göre, kongrede parti yönetiminde dikkat çekici değişiklikler yaşanabileceği ve Bilal Erdoğan'a yakın bazı isimlerin yönetimde daha görünür hâle gelebileceğini duyuyorum.
Bu arada başka bir gözlemim var... Geçmişte Bilal Erdoğan'a mesafeli duran, hatta zaman zaman eleştirel yaklaşan bazı çevrelerin Bilal Erdoğan'a giderek daha dikkatli ve daha yakın bir dil kullanmaya başladıklarını görüyorum.
Siyasette rüzgârın yönünü en erken hissedenler çoğu zaman ideologlar değil, kariyer planı yapanlardır.
Bilal Erdoğan için uzun yıllar kamuoyunda oluşturulan algıyla, onu yakından tanıyanların anlattıkları arasında da belirgin bir fark bulunduğu ifade ediliyor. Hitabet gücü, birikimi ve vizyonunun kamuoyunda oluşan algının üzerinde olduğunu söyleyenlerin sayısı Ankara'da giderek artıyor. Bu değerlendirmeleri inanarak mı, stratejilerinin parçası olarak mı yapıyorlar zaman gösterecek.
Süreci şöyle okuyorum. Bilal Erdoğan'ın partinin başına geçmesi için deyim yerindeyse, bürokrasi, parti ve siyasette bir mıntıka temizliği yapılacak gibi. Bu mıntıka temizliği -şartlar uyarsa- Kasım ya da başka bir kongrede Bilal Erdoğan'ı Ak Parti Genel Başkanlığına taşıyabilir.
Ankara'nın bir başka gündemi ise Berat Albayrak... Eski Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak'ın yeniden kabinede görev alabileceği yönündeki değerlendirmeler her geçen gün güç kazanıyor. Eğer bu senaryo gerçekleşirse, bir tarafta yürütmede Berat Albayrak'ın yeniden etkinleşmesi, diğer tarafta ise parti yapılanmasında Bilal Erdoğan'ın daha görünür hâle gelmesi ihtimali aynı siyasi projeksiyonun parçaları olarak yorumlanabileceği gibi denge için de olduğu söylenebilir...
Fakat... Denklem yalnızca bu iki isimden ibaret değil. Tablonun diğer köşesinde Hakan Fidan ve Süleyman Soylu bulunuyor...
Süleyman Soylu; Saha odaklı, mücadeleci, hızlı reaksiyon veren, siyasi iletişimi güçlü bir profil çizerken...
Hakan Fidan, analitik, stratejik, diplomasi ve güvenlik eksenli, daha temkinli ve sonuç odaklı bir resim çiziyor...
Bugün kamuoyu araştırmalarında ve uluslararası görünürlük açısından Süleyman Soylu ve Hakan Fidan'ın ciddi bir sosyolojik ağırlığı olduğu görülüyor. Lakin... Güçleri de başlarına bela... Her ikisi de ani gelen kalp krizi gibi saldırı ve iftiralara uğruyabiliyorlar... Paratoner gibiler. Belayı çekiyorlar...
(*Her ikisinde de saldırılar sonucunda oluşmuş bir miktar hasar da var tabi. )
Dış politika ve güvnlik başlıklarında oluşturduğu profil, Fidan'ı güçlü bir konuma taşıdı.
Süleyman Soylu ise uzun yılların saha tecrübesiyle siyaset yapan, teşkilatı okuma kabiliyeti yüksek bir isim olduğu gibi seçmen psikolojisini, meydan siyaseti ve kriz yönetimini yakından bilen siyasetçilerden biri olarak öne çıkıyor.
İlginç olan nokta şu: Hem Hakan Fidan'ın hem de Süleyman Soylu'nun önünü kesmek isteyen çevrelerin bir kısmı ortak, bir kısmı ise tamamen farklı motivasyonlarla hareket ediyor. Çünkü........
