Gördükleri karşısında Maria’nın âdeta dili tutulmuştu!..
Maria, zindancıbaşının elindeki kılıcı alarak iyice sokuldu. Ucuyla yüzünü örten, kurumuş kanlarla kaskatı kesilmiş paçavrayı ittirdi. "Aman Allah’ım!" diyerek bir çığlık attı!
- Sakın ha yaklaşmayın prensesim!
- Ben ne yapacağımı biliyorum!
Dedi. Zindancıbaşının elindeki kılıcı alarak iyice sokuldu. Ucuyla yüzünü örten, kurumuş kanlarla kaskatı kesilmiş paçavrayı ittirdi.
Diyerek bir çığlık attı! Şövalye ani bir hareketle ileri atıldı.
- Prensesim hayırdır! Bir şey mi oldu? Niçin korktunuz? Keşke getirmeseydim bu ejderhanın yanına!
Maria’nın âdeta dili tutulmuştu. Şaştı, dondu kaldı öylece. Neden sonra aklı başına geldi. Yüzüne yaklaştı “tüh” diye yalancıktan tükürür gibi yaptı ve öfkeyle gerisin geri çıktı. Yüzünü, bakışlarını zindancılara göstermeden koşarcasına geldiği yollardan, koridorlardan, tünellerden geçerek odasına vardı. İpek yatakların üzerine attı kendini. Hüngür, hüngür ağlamaya başladı...
Zindancı, Maria’nın bu acayip hâllerine bir mânâ veremediyse de bir müddet........
