menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bahçeyi büyütürken bahçıvanı unutmak

51 0
23.08.2026

Bir yıl önce bir karar verdim. En çok pişman olduğum konuda artık bir karar aşamasında olduğumu hissettim ve bir karar verdim.

Yaşım tam kırk olmuştu. Ticaret, yazarlık, siyaset, dernekçilik yapmanın yanı sıra bir evlat, bir eş ve bir baba idim.

Düşündüm, benim sermayem nedir diye. Ticarette sermayem para mıydı? Değildi. Yazarlıkta edebiyat kabiliyetim miydi? Değildi. Siyasette yüksek mevkilerdeki dayılarım mıydı? Değildi.

Tek bir sermayem vardı yaptığım tüm işlerin ve üstlendiğim tüm görevlerin temelinde. Fiziksel olarak bedenim, manevi olarak da aklım ve fikrim.

Yani sermayem bendim.

Ama bu sermayeyi bu 40 yılda çok hor kullanmıştım. Geceleri sabahlara kadar uykusuz çalışmalar, şehir şehir her davete koşup saatlerce konferanslar.

“Benden gitsin, sevdiklerimden gitmesin” diye hep sevdiklerimi, yakınlarımı ya da beni sevenleri düşünüp kendimden ödün vermeler.

Şirketimi ne kadar büyütürsem büyüteyim günün sonunda bana bağlı. Bir milyon dolardan yüz milyon dolara 5 senede çıkarırım kendimi parçalayarak, ama bana bir şey olduğu takdirde 5 ayda düşer 500 bin dolar değere.

Demek ki şirketim için kendimi feda etmem şirketim için de iyi bir şey değilmiş.

Beni tanıyan herkes bilir ki iyi bir baba olma konusunu çok önemserim. Ama geçen yıl Mersin’de Cennet Cehennem Mağarası’na girdiğimizde çok çarpıcı bir deneyim yaşamıştık oğlumla. En dibine kadar indik mağaranın. İniş kolaydı oğlum için. Ama dönüşte koca koca kayalardan oluşan basamaklar ona zor geldi. Sırtıma çıkmak istedi. Sadece bununla kalsa iyi, bir de çabucak mağaradan çıkmak da isteyince sırtıma alıp başladım merdivenleri ikişer ikişer çıkmaya.

Sonunda tepeye kadar çıktım. Oğlumu sırtımdan indirdim. Akabinde kendimi yere bırakıverdim. Bir şeyler oluyordu. Kalbim........

© Türkiye