menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇLAMASIYLA YARGILANANLARA ve GELECEKTE YARGILANACAKLARA HUKUKSAL ÖNERİLER*

10 0
03.10.2026

*Siyasal bir başkaldırı niteliğindeki bu yazı, 25 Eylül 2026 tarihinde Anayasa Mahkemesi önünde hayatına son veren emekli Ali Şekeroğlu’na, cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla yargılanmakta olan komedyen Deniz Göktaş’a ve bütün mazlum ve mağdurlara armağandır.

Türkiye’de iktidara muhalif olanların karşı karşıya olduğu en somut tehditlerden biri, yürürlükteki Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinde yer alan “cumhurbaşkanına hakaret” suçundan yargılanıp özgürlüklerinden yoksun bırakılmaktır. 

Otobüste arkadaşıyla sohbet ederken memleketin halinden yakınan bir vatandaşın üçüncü bir kişi tarafından ihbar edilmesi, bir köşe yazarının köşesinde yazdıkları, bir sokak röportajında ortaya koyulan gerçekler veya bir sosyal medya paylaşımında yer alan tespitler bu tehditle yüzleşmeye neden olabilen durumlardan bazılarıdır. 

İçinde bulunulan şartlarda birçok yurttaşın ceza soruşturması korkusuyla düşüncelerini açıklamaktan kaçındığı bilinen bir olgudur. 

Başından sonuna kadar gerçekleri ortaya koyan ve Tayyip Erdoğan ile Akın Gürlek’e de gönderilecek bu yazıda,

1- Türkiye Cumhuriyeti’nde cumhurbaşkanına hakaret suçunun işlenmesinin hukuken imkansız olduğu ortaya koyulmakta,

2- Vatandaşların zulme kitlesel olarak başkaldırmaları için örnek bir eylem ortaya koyulmaktadır. 

Yazar, “En iyi savunma taarruzdur.” ilkesinden hareketle ve cezalandırılmayı göze alarak gerçekleştirdiği bu eylemle mahkeme salonlarının savunma ve talep etme alanları olmaktan çıkartılarak gayrimeşru iktidarın meşruiyetinin topluca reddedildiği taarruz alanlarına dönüştürülmesini amaçlamaktadır. 

Açıkça ortaya koymak gerekir ki; vatandaşların meşru bir yönetime ve meşru yasalara itaat etmeleri hukuki ve ahlaki bir yükümlülükse de meşru olmayan zalim bir yönetimin veya meşru olmayan bir yasanın varlığında bu yükümlülük ortadan kalkar. Hatta böyle bir durumda, gayrimeşru yönetime ve yasaya başkaldırmak ahlaki bir yükümlülük haline gelir. 

İlerlemeden önce TCK’nın 299/1. maddesini görelim:

“Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Madde metninden kolaylıkla anlaşılacağı gibi bu suçun oluşabilmesi iki temel şarta bağlıdır:

1- Hakaret fiilinin varlığı, 

2- Bu fiilin cumhurbaşkanına yönelmiş olması. 

Bu şartlardan birinin dahi yerine gelmemiş olması suçun oluşmasına engeldir. Örnek verilecek olursa; cumhurbaşkanı olmayan bir kişiye “Namussuz herif, milleti soyup soğana çevirdin, emeklinin anasını ağlattın.” cümlesini sarf etmek, cümlenin içeriği ne olursa olsun cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturmaz. Dolayısıyla, bu suçun oluşması öncelikle meşru bir cumhurbaşkanının varlığını gerektirir. Öyleyse işe, sürekli olarak kaçınılan bir tespitle başlamak gerekir: Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin meşru bir cumhurbaşkanı var mıdır?

Bu tespit, 9 yıldan beri aşağıdaki şekilde ve kesin olarak yapılabilmektedir:

1- YSK’nın mühürsüz oyları geçerli saydığı yok hükmündeki kararıyla yürürlüğe sokulan 16 Nisan 2017 tarihli anayasa değişiklikleri yok hükmündedir. Olağanüstü hal şartlarında ve karşı çıkanların devlet gücüyle bastırılması suretiyle gerçekleştirilmiş olan bir anayasa değişikliği değil, anayasal düzene karşı hukuk dışı bir darbedir.

2- Darbenin lideri olan ve iktidarını yok hükmündeki 16 Nisan 2017 tarihli anayasa değişikliklerine dayandıran Recep Tayyip Erdoğan meşru cumhurbaşkanı değil, anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmış ve devleti cebir ve hile ile ele geçirmiş bir zorbadır.

3- Cumhurbaşkanlığı makamı işgal altında olduğundan Türkiye Cumhuriyeti meşru bir cumhurbaşkanına sahip değildir.

4- Cumhurbaşkanlığı makamını en az 16 Nisan 2017 tarihinden bu........

© Turkish Forum