Simgelerden Bilançolara: Markanın Hikâyesi
Cumhuriyet’in ilk yıllarında yeni devlet, yalnızca kurumlarını kurmadı; kendisini anlatacak bir dil de aradı. Geçmişle bağını nasıl kuracağı, yeni Türkiye’nin hangi tarih ve semboller üzerinden tarif edileceği, modernleşme fikrinin hangi görüntülerle hafızaya yerleşeceği bu arayışın parçalarıydı.
Bunun izleri hayatın en sıradan görünen ayrıntılarında bile karşımıza çıkar.
1927’de tedavüle giren Birinci Emisyon banknotlarında Ankara, Birinci Meclis, Milli Mücadele şehirleri, demiryolu ve köylü gibi Cumhuriyet’in modernleşme ve kalkınma fikrini taşıyan imgelerin yanında Bozkurt da yer aldı. Posta pullarında ve başka görsel malzemelerde de aynı sembolle karşılaşmak mümkündü.
Bozkurt'u bugünün siyasi çağrışımlarından ayırarak düşünmek gerekir. Erken Cumhuriyet döneminde bu figür, Türk tarihi ve millî kimlik arayışının sembollerinden biri olarak kullanıldı. Mesele yalnızca estetik değildi; yeni devlet, kendisini görünür kılacak işaretleri de seçiyordu.
Sonra o sembol dünyasının kapısı şirketlere açıldı.
1941’de kurulan Petrol Ofisi, bunun erken örneklerinden biriydi. Türk mitolojisinin önemli figürlerinden biri olarak görülen dişi kurt, kurumun ilk logosunda yerini aldı; kırmızı bir halkanın içindeki bu figür şirketin yüzü oldu.
Bugün bir şirket logosunda mitolojik bir figür görmek sıra dışı gelebilir. O yıllarda marka, henüz bugünkü kadar hesaplanmış bir pazarlama aracına dönüşmemişti. Bir kurumun kendisini tanıtması, hatırlanması ve diğerlerinden ayrılması için bir işaretti.
Üstelik o işaretin bir hikâyesi vardı.
Türkiye’de bu hikâyenin kaynakları da hazırdı: tarih, coğrafya, şehirler, aileler ve mitoloji...
Sonra bütün bu hikayeler yollara çıktı.
Yolun üzerindeki küçük mitolojiler
Eski şehirlerarası otobüs firmalarının amblemleri, Türkiye’nin bu eski marka dünyasının küçük bir arşivi gibidir. Bugün nostalji nesnesi sayılan biletlerin üzerinde, dönemin şirket anlayışına dair izler saklıdır.
Varan; okunu germiş, ceylan gövdeli, genç kız başlı hibrit figürüyle bir otobüs şirketinden çok eski bir masalın sayfasından çıkmış gibiydi. Çayırağası kanatlı atını yola sürdü, Tanrıverdi grifonu andıran yaratığıyla başka bir dünyanın kapısını araladı, Anka adını doğrudan mitolojiden aldı. Seç ise uçan........
