SAÇLARINA YILDIZ DÜŞEN ANNELER
Amed, sonbaharda bir başka güzeldir. Ekim ayı; bulutların rahmet, toprağın bereket saçtığı; etin, meyvenin ve sebzenin insanların gözünü, gönlünü, karnını doyurduğu; havanın da cehennemî sıcaklığını serinliğe teslim ettiği aydır.
Amed’te serin bir sabah yataktan uyanmak ayrı bir keyiftir. İşte böylesine güzel bir sabah, kahvaltımı yapıp sıcak çayımı içerken yanı başımdaki telefonum çaldı.
— Murat, merhaba, rojbaş …
—“Saçlarına yıldız düşmüş.Koparma anne, ağlama.Her kadın toprağı tırnaklayarakDoğurur beni.Özlem benim, kavga benim, aşk benim.
İnsanları düşün anne,Düşün ki yüreğin sallansın.Düşün ki o anGüneşli güzel günlere inananMutlu bir yusufçuk havalansın.
Bekle beni anne,Bir sabah çıkagelirim.Bir sabah anne, bir sabah,Acını süpürmek için açtığında kapını.
Bir sabah anne, bir sabah,BanaElleri değsin istemedim.Gözleri değsin istemedim.Ağlayıp koklayacaktın.Belki bir ömür taşıyacaktınKoynunda.
Ölmek ne garip şey anne…Toprak olmak ne garip şey anne!…”
— İyiyim, değerli hocam, iyiyim.
Nevzat Çelik’in, anlamlı ve duygu yüklü, Şafak Türküsü şiirinden bu bölümü, telefonda ezbere okuyan Murat, konuşmasına şöyle devam etti:
—Biraz efkârlıyım. Yazıların insana dokunuyor. Cuma Baba ile ilgili yazını okudum, hüzünlendim. Saçlarına yıldız düşen anneleri yazmalısın hocam, anneleri! Kürt annelerini, Türk annelerini; toprağa düşen gencecik fidanları yazmalısın! Annelerin yaşadıkları acıları, çileyi, kederi, yokluğu, yoksulluğu, çaresizliği yazmalısın.
Güvendiğimiz dağlara kar yağdı!
Gençlerimiz öldü. Kürt gençlerinin ölümü içimde bir yara, yoksul Türk gençlerinin ölümü bir başka yara. Derdê min mezin e.
Derdim büyük hocam, büyük!
— Yoldayım hocam, Diyarbakır’a geliyorum. Biraz işim var. İşimi gördükten sonra, uygun olursan, zamanın varsa seninle görüşmek istiyorum. Sana yemek ısmarlayıp seninle biraz dertleşmek istiyorum.
— Tamam, geldiğinde beni ara, bulaşalım.
Murat aradı, buluştuk.
Silahların susmasının olumlu, Kürtlerin bölünmeden, varlığını korumasının önemini konuştuk.
Kürt........
