menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Prof. Dr. Fazıl Agiş: Bir Ömrün Hikâyesi…

20 0
11.07.2026

Mustaz’af FAZIL AGİŞ, Hicrî takvime göre 10 Şa’ban 1365 Çarşamba günü gece Miladî Gregoriyen takvime göre 10 Temmuz 1946’da İran’da kullanılan Celâlî Şemsî Hicriye göre 19 Tir 1325’te Japonya’nın başkenti Tokyo’da Seki Joji hastahanesinde bu fani dünyaya geldi ve gözlerini açtı. Japonya’da geçerli takvim, Türkiye’deki gibi Miladî Gregoryen takvimdi.

Bu kişinin doğumu adetullah olan fıtrat üzereydi. Bazıları bu adetullah veya sünnetullah denilen olguyu tabiat kanunu, doğa yasası dese de bu ifade asıl yaratanı unutmak, zikretmemek olduğundan Seyyid Alemu’l-Huda Murtaza ve kardeşi Şerîf Radî’nin de tepkisini çekmiştir. Biz de ADETULLAH (Allah’ın Adeti) sözünü benimsedik. Ne de olsa Yaratan Hâlik, tasvîr eden Musavvir, yaratmasında hiçbir örnekten kopya çekmeden orijinal yaratan Bedî’, her şeyin iyesi (sahibi) ve terbiye edicisi Rabb olan o yüce Allah karşısında verdiği hür iradeyle O’na teslîm olup kulluktan başka düzgün yol yoktur. Yaratan yarattığını programlarken beş duyu yanında iç güdü, dürtüler denilen garizelerle de donatıyor.

Annesinin anlattığına göre bu kişi oğlu kişi pek de bu dünyaya gelmek isteği yoktu. Ne de olsa anne rahmi cennet gibi, orada beslenirsin ama tuvalet ihtiyacı görmezsin. Rahim bu, rahmete, merhamete adını vermiş organ. Annesi, bu hâlinden sıkılmış, neredeyse sezaryen yapacaklarmış ki, annesi sancıdan yan yatınca doğuma hazır olmuş ve normal şekilde her insan yavrusu gibi dünyanın havasından ağlayarak ama dünyayı tutar gibi eller yumruk misali doğuvermiş. Annenin sütü bol olunca artanını sütü yetmeyen annelerin çocuklarına da pay düşmüş. O zaman doğanlardan süt kardeşleri var ama birbirlerini tanımazlar.

Annesi doğum sancıları geldiğinde işgal altındaki Japonya’da hastahaneye yetiştirmek zordu. Ağabeyi Ravil’in anlattığına göre Türk kolonisinden Kemaleddin Yusuf’un Amerikalı tanıdıkları olduğu için o yardımcı oluyor. Bir Amerikan askerî jeep’i anneyi hastahaneye yetiştiriyor.

2. Dünya Savaşı biteli neredeyse bir yıla yaklaşıyor, sıcak Temmuz günlerinde Japonya, Amerikan işgalinde barışa kavuşmuş oluyor (?!). Pax Americana (Amerikan Barışı), hani Antik çağdaki Roma’nın işgal ettiği topraklardaki halkı köle ettiği barış! Artık kan akıtan, evleri yakan döğüş yerine sükûnet ortamı Pax Romana gibi. Emperyalist sömürücü, her zaman budur işte!

Savaşın yıkımları oldukça çok, Tokyo şehri, evlerin hemen hepsinin ahşap olmasından ABD’nin attığı napalm bombalarıyla yanmış, bir yıl önce Hiroşima ve Nagasaki şehirleri atılan nükleer atom bombalarıyla topyekûn savaş bahanesiyle sivil halkı perişan etmişti.

Bu durumda Japonya İmparatorluğu Amerika Birleşik Devletleri’ne teslim olmuş, işgal ettiği Çin, Mançurya, Kore, Endonezya, Hindi Çini, Pasifik adalarındaki yerlerini, kuzeydeki Sahalin ve Kuril adalarını kaybetti. Artık Amerika’nın kabul ettirdiği yeni anayasa ile Tenno Heika, yani Japon İmparator Majesteleri Meşruti Monarşi ile ancak Japon ülkesi ve halkının sembolü olacaktı. İmparator Şoova Hirohito efsanevî Güneş Tanrıçası Amaterasu’nun 124. Torunu sanılıyor. Amerikan Mandasında olan Japonya’da Amerika’nın ileri sürdüğü çok partili parlamenter demokrasi ile militarist sistem tarihe karışıyordu. Japonların millî dini olan Şinto’dan başka dinlere de yaşama hakkı tam anlamıyla tanınıyordu.

1946 yılı Japonya ABD işgalindedir. ABD, bizimkilere Türk olmalarından dolayı müttefik gözüyle bakar ve Amerikalılara verilen her haktan yararlanmayı İşgal Kuvvetleri Komutanı General Douglas MacArthur (26 Ocak 1880-5 Nisan 1964) tanır. McArthur’un bilinen özelliği Atatürk hayranı olarak Türklere yakın ilgisi vardır. Bu ilgi 1950’li yıllarda........

© Tanyeri Haber