Medenileşmemiş taş
Kentte yaşayan insanların sıradan bir taşa erişiminin günden güne ne kadar zorlaştığını düşündünüz mü hiç?
Bu hal beni ilk kez birkaç yıl önce İstanbul’da bir sahilde yeğenimle oynarken etrafımda denize atacak tek bir taş bulamadığımda çarpmıştı. Henüz atma eylemini yeni gerçekleştirebilen yeğenimle suya taş atma oyunu oynamak hatta ona biraz da hava atıp suda nasıl taş sektirdiğimi göstermek istemiştim. Fakat denize atmak üzere taş niyetine yalnızca kırık beton parçaları ve asfalt kırıntıları bulabildiğimi hatırlıyorum.
Biz hangi ara bir taştan bile mahrum kaldık?
Halbuki dağlar, kayalar, taşlar gezegen henüz insanın adını bile bilmezken vardı. Milyonlarca yıl boyunca ateşin, basıncın, rüzgârın, suyun ve zamanın ortak emeğiyle oluştular. Her biri dünyanın derinliklerinden yükselen uzun bir dönüşümün sessiz tanıkları oldu. Üzerinde yürüdüğümüz, evlerimizi kurduğumuz, medeniyetler inşa ettiğimiz taşlar aslında yalnızca birer madde değil; gezegenin hafızası, yeryüzünün ilk arşivleri, dünyanın mayası olarak tanımlanabilir.
Bu şekilde düşününce taşın, aslında yalnızca bir taş olmadığını fark ediyor insan. O, volkanların ateşini, okyanusların çekilişini, kıtaların birbirinden ayrılışını, rüzgârın ve yağmurun sabrını içinde taşıyan bir madde.
Ne var ki modern çağ, bizi bu kadim akrabalığımızdan giderek uzaklaştırıyor. Toprağı örtüyor, kayaları kırıyor, kıyıları betonla dolduruyoruz. Özellikle kentlerde taşla, toprakla temas gündelik hayatın içinden yavaş yavaş çekiliyor. Medeniyet ilerledikçe gezegenle kurduğumuz en eski temas biçimlerinden birini de kaybediyoruz.
İnsanlık tarihine baktığımızda farklı insan topluluklarında ve inanışlarında kaya ve taşların yalnızca birer madde olarak görülmediğini; ataların hafızasını, tanrıların izlerini ve dünyanın hikâyesini taşıyan kadim varlıklar olarak kabul edildiğini görüyoruz.
Japonya'nın Şinto geleneğinde bazı kayaların içinde kutsal bir ruhun yaşadığına inanıldı. Avustralya Aborjinleri için kayalar, yaratılış zamanında yeryüzüne şekil veren ataların bedenleri ve izleriydi. Anadolu'da insanlar dileklerini taşlara emanet etti, bezlerini kayalara bağladı, bazı taşların koruyucu ve şifa verici gücüne inandı. Kuzey Amerika'nın yerli halkları ise taşlardan "Taş........
