menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsaf: Kaybolan bir duygu

9 0
yesterday

İnsanlar, karşısındakine haksızlık ettiğinden önce, kendisine haksızlık edildiğini düşünüyor.

Bir şey yaşandığında önce kendisine ne yapıldığını anlatıyor.
Sonra neden öyle davrandığını, hangi şartlarda kaldığını, neler yaşadığını.

Bütün bunlar anlatılırken karşısındakinin ne yaşadığı giderek geride kalıyor.

Davranışlarını dengeleyen “insaf duygusunu” kaybetti çoğu insan.

“İnsafsızlık” her zaman kötülükten değil, bazan insanın kendisini haklı görme ihtiyacından doğuyor.

Bu tuhaf bir ihtiyaç.

Kendi payını küçültüyor, karşısındakinin payını büyütüyor.

Ama gerçek değişmiyor.

Yalnızca kişinin “gerçekle arasındaki mesafe” değişiyor.

İnsafın bir maliyeti var çünkü:
İnsan, olanda kendi payını görürse rahatı kaçıyor.

Haksızlık ettiğini kabul ederse, kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi bozması gerekiyor.
Bazen özür dilemesi, bazen geri adım atması, bazen de haklı olduğu bir yerde bile karşısındaki insanın hayatına yer açması gerekiyor.

Bunların hiçbiri insana hemen bir kazanç sağlamıyor.

Eskiden insan kendisini “hayatın içinde bir kişi” olarak görüyordu.

Şimdi hayatı “kendisinin etrafında kurulmuş bir şey” olarak görmeye daha yatkın.

‘Kendi’ duygusu, ‘kendi’ zamanı, ‘kendi’ sınırları, ‘’kendi’ işi-gücü, ‘kendi’ hikâyesi ölçü haline geliyor.

Karşısındaki insan da giderek ‘kendi hayatındaki biri’ rolüne dönüşüyor.

Arkadaş, eş, dost, meslektaş, çocuk, anne, baba…
Hepsi “benim” diye tanımlı;
hatta gittiği yerler bile:
“Benim........

© T24