Hakikat yorgunluğuna iyi gelecek 4 belgesel: Dargeçit, Cover-Up, Hiçbir Şey Normal Değil ve Kuzeyden Gelen Adam
Diğer
06 Şubat 2026
Post-truth, yani hakikat sonrası çağın ötesine geçeli epey oldu. Post-truth’tan kasıt kamusal tartışmalarda nesnel gerçeklerin etkisinin azalması; duygu, kimlik ve aidiyetlerin gerçeğin önüne geçmesiydi. Bir bilgiyle karşılaştığımızda “doğru mu?” demek yerine “benim işime / bizim tarafa yarıyor mu?” sorularını sormaya başladığımız; bilgiye bağlamından kopararak, kendi çıkarlarımız ekseninde baktığımız bir döneme işaret ediyordu. Şimdilerde yaşadığımız şeye ise hakikat yorgunluğu veya gerçeklik kayıtsızlığı denebilir. Zira artık sorun sadece bir bilginin işimize yarayıp yaramaması, gerçeğin inkâr edilip edilmemesi değil; bilgi ne kadar teyitli veya çarpıcı olursa olsun, kimsenin onu umursamaması. Bunda maruz kaldığımız “içerik” yoğunluğu ve parçalanmışlığı kadar, cezasızlık ve sorumluluk almama kültürünün de etkisi var elbet. “Nasıl olsa bir şey olmaz”, “kimin umurunda?” gibi hisler bizi bilgiden de, onu önemsemekten de uzaklaştırıyor. İnsanlar bilginin kabul edilmesi halinde sorumluluk almaları gerekeceği korkusuyla kayıtsızlaşıyor. Küçük de olsa bir bedel ödememek için: Örneğin çevre kıyımı yapan o otele gitmemek, işçisine eziyet eden o yerden ürün almamak veya şiddet faili o oyuncunun işini izlememek işimize gelmediği için.
Post truth’un tüm vahşiliğine rağmen, belgesel hâlâ bir tür olarak ayakta. Hakikat yorgunluğuyla savaşan, zamana tanıklık eden belgeseller var. Bilginin itibarsızlaşması karşısında kuru kuru bilgilendiren değil, bilgiyle bir ilişki kurduran, düşünme alanı açan , algoritmik gürültüye karşı yavaşlayıp, görmezden gelinene tanıklık etmemize yol açan dört belgeseli sizin için seçtim.
Dargeçit, kısaca anlatmak gerekirse 1995 yılında zorla kaybedilen yedi kişinin yakınlarının, avukatları Erdal Kuzu ve İnsan Hakları Derneği’nin desteğiyle açtığı Dargeçit JİTEM Davası’nın mahkeme sürecini takip eden bir belgesel. Ama bu belgesele dair hiçbir şey “kısaca” açıklanabilecek gibi değil. Uzun bir sürecin, uzun acıların, uzun bir sabır ve beklemenin filmi Dargeçit.
Hikâyenin odağında, gözaltında kaybedilen iki çocuk ve onların geride kalan aileleri var. 12 yaşındaki Davut Altınkaynak ve 13 yaşındaki Seyhan Doğan kuzenler, ikisi de çoban. Mardin’in Dargeçit ilçesinde gözaltına alınıyorlar. Onlarla beraber Seyhan’ın kardeşi Hazni de alınıyor ve kendi anlatısına göre kardeşinin işkence görmesini izliyor. Davut’un annesi de karakola gittiğinde çocuğunu Filistin askısında gördüğünü anlatıyor. “Su verin” diye yalvarıyor, kimse vermiyor. Seyhan’ın kemikleri bir kuyunun 120 metre dibinden çıkarıldığında, Hazni yine orada.
Aile üyelerinin 25 yıldır bir an bile akıllarından çıkmayan bu anların, olayın sanıkları tarafından hiç hatırlanmadığına şahitlik ediyoruz film boyunca. Bu iki ayrı gerçekliğin ortasında avukat Erdal Kuzu, elinde dosyalar ve kanıtlarla mücadele ediyor. Davut’tan geriye bir fotoğraf kalmış. Babası Abdülaziz Altınkaynak fotoğrafı alıp naylon bir dosyaya koyuyor. Bu dosyayı belgesel boyunca çok kez görüyoruz. Dosya buruşmuş, yıllardır açılıp kapanmaktan kalınlaşmış, genişlemiş. Yönetmen Berke Baş ve yapımcı Enis Köstepen, 2015’ten başlayarak yedi yıl boyunca Kuzu’yu, Altınkaynak’ı ve o buruşmuş dosyanın bir ceket cebine girip çıkmasının acısını usanmadan takip ediyor. Davut’un varlığının kanıtı tek........
