menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Amerikan psikopatı geri döndü

18 0
10.02.2026

Diğer

Konuk Yazar

10 Şubat 2026

Yayınlanmasının üzerinden 35 yıl geçmesine rağmen Brett Easton Ellis’in kült klasiği ‘Amerikan Sapığı’ yeniden film olarak çekiliyor. Sorun şu ki tasvir edilen erkek tipi artık ana akım oldu

Simon-Schuster, Brett Easton Ellis’e üçüncü romanı ‘Amerikan Sapığı’ için 300 bin dolarlık bir avans ödemiş ancak kitabın şiddet ve cinsiyetçi içeriğinden endişelenerek aniden yayınlamama kararı almıştı. Yazar da avansı cebine indirdikten sonra başka bir yayınevine, Vintage’a götürmüş, Yayınevi romanı hemen piyasaya sürmüştü. Sonuç ortada, 90’ların başından bu yana 24 dile çevrilen ‘Amerikan Sapığı’ nın başarısı da satışı da devam ediyor.

Otuz beş yıl içinde birkaç müzikal, Christian Bale’in başrolünü oynadığı bir film, sayısız esinlenme, son birkaç aydır da Luca Guadagnino Austin Butler’ın Patrick Bateman rolünde oynayacağı yeni filmin çekimine hazırlanılıyor.

‘Amerikan Sapığı’ Türkiye'de 2006 yılında İthaki Yayınlar’ında Fatin Özgüven'in şahane çevirisi ile yayınlandı, hazırladığım gazete sayfasına manşet yaptığımı hatırlıyorum.

Patrick Baterman 26 yaşında, 80’li yılların Amerika’sında New York’ta yaşayan bir borsacıdır. Yakışıklı, iyi eğitimli ve zengindir. Giyinmeyi, zengin kulüplere gitmeyi, pahalı ve güzel kadınlarla birlikte olmayı, kokaini sever ama en büyük tutkusu öldürmektir, kadınları, çocukları, köpekleri, dilencileri… Yani tüketmeyi, yok etmeyi seçmiştir. Gündüzleri işe gider normal insanlar gibi, geceleri ise alabildiğine sapkın yaşar. Peki tüm bunlar gerçek midir, yoksa zihninde yaşattığı gerçekler mi ?

Öyle ya da böyle, tek gerçek O’dur.

Ruhsal dünya ile siyaset dünyasını bütünleştiren bir kitap olarak zamana direndi ‘Amerikan Sapığı’ ve yüzyılın en önemli yüz kitabından biri seçildi.

Kitabın filminin tekrar çekilecek olması sapıklığın artık kalıcı bir gündem haline gelmesinden mi, Patrick Baterman karakterinin azınlıktan giderek egemen olmaya başlamasından mı bilmiyorum.

Kitap 1991’de çıktığında, Ellis’ın vahşi kapitalizmi Türkiye’de de Özallı yıllara tekabül ediyordu, bir yerlerde devlet eliyle cinayetler işleniyordu ama büyük şehirlerde plaza ve beyaz yakalı modası başlamış, yuppie olmak/görünmek, iş çıkışı moda barlarda boy göstermek, şıkır giyinmek yükselen değer olmuştu.

Bu bağlamda gazete patronları da şehrin kalbindeki binaları bırakıp şehrin alabildiğine dışında inşa ettirdikleri ruhsuz, penceresi açılmayan, elektrik kabloları üzerinde yaşamak zorunda kaldığımız plazalara taşımışlardı gazeteleri. Gazetecilerin düşünsel ve ruhsal iklimi de böyle değişmeye başlamıştı.

ABD’de ise Ellis’in vahşi kapitalizmi Reagan hedonizmini hedef alan bir hikâye anlatmak istemişti.

İkinci sınıf bir oyuncu olan Roland Reagan ve karısı Nacy, tatsız tuzsuz bir görüntünün ötesine geçememişti. Dönemin büyükelçisinin eşi anlatmıştı, uzun bir kara yolculuğunu birlikte yapmalarına rağmen Bayan Reagan yol boyunca ağzını bile açmamış, böylesine gayri insani bir durum yani.

Varoluşsal olarak boş, kıyafet, marka ve beden takıntılı, karikatürize edilmiş seks,........

© T24