OKU VE KORKMA
Korku, insanın en eski duygularından biridir. Ancak en tehlikeli hali, insanı tehlikeden koruduğu an değil; onu yavaş yavaş çaresizliğe alıştırdığı andır.
Çünkü korku büyüdüğünde sadece bir duygu olarak kalmaz; bir iklime dönüşür. Ve o iklimde insanlar düşünmemeye, sorgulamamaya, itiraz etmemeye başlar.
“Korkunun ecele faydası yoktur” deriz. Doğrudur; ancak korkunun bir başka yıkıcı etkisi daha vardır. İnsanları yaşarken eksiltir. “Korkak her gün ölür, cesur bir kez” sözü tam da bunu anlatır.
Korku, bedeni değil önce zihni teslim alır. Zihni teslim alınmış bir insanın ise eli kolu bağlanır, dili tutulur, ne yapacağını bilemez hale gelir. İşte o an korku, bir duygu olmaktan çıkarak sessiz bir yönetim biçimine dönüşür.
Akıl sustuğunda çaresizlik başlar; Çünkü korku varsa, akıl susar. Akıl sustuğunda, insan çaresiz kalır. Çaresizlik ise insanlık onurunun en tehlikeli eşiğidir. Çaresiz kalan bir birey, bir zamanlar “asla yapmam” dediği şeyleri yapabilir hale gelir. Bu bir ahlak meselesinden önce, bir psikoloji meselesidir.
Köşeye sıkışan tilkinin saldırması, aç kalan kurdun ovaya inmesi gibi; insan da sıkıştığında değişir. Zor gün insanı sınar; ama aynı zamanda dönüştürür. Ne yazık ki bu dönüşüm her zaman iyiye doğru olmaz.
Toplumlar için de durum farklı değildir. Korku bulaşıcıdır; bir kişiden başlar, bir mahalleye yayılır, sonra bir ülkenin havasına karışır. Ve bir noktadan........
