Brezilya sandık başında: Engel mi yasaklar faşizm yoluna?
19 yaşındaki Elis Regina, Rio de Janeiro’ya taşınmak için hiç de iyi bir tarih seçmemişti. Genç şarkıcı çok heyecanlıydı. Önemli bir yapım şirketiyle sözleşme imzalamış, Brezilya müziğinin kalbinin attığı metropole taşınmıştı. Fakat Elis Regina’yı Rio’da karnaval değil, tanklar karşılamıştı. Regina’nın Rio’ya taşındığı 1 Nisan 1964 günü, Brezilya ordusu solcu Cumhurbaşkanı Goulart’ı devirip yönetime el koymuş, darbe yapmıştı.
Elis Regina’nın müzik kariyeri de böylece 21 yıl sürecek olan askeri diktatörlük dönemiyle aynı gün başlamıştı.
Tabii aynı gün başlayan bu iki kariyer birbirinden oldukça farklıydı. Faşist cuntacıların kariyeri, başta solcular ve liberaller olmak üzere muhalifleri kaçırıp öldürmek, işkence yapmakla doluydu. Elis Regina ise belki de cunta döneminde Brezilya’nın başına gelen en güzel şeydi. Özgün sesiyle Brezilya’nın samba, baião gibi yerel müziklerini yabancı pop ritimleriyle harmanlayarak Brezilya pop akımını başlatmış; postal altında ezilen bir halka nefes olmuştu.
“Küçük biber” lakabını alan Elis, Brezilya’nın Sezen Aksu’su olmuştu. Festivallere çıkıyor, albümleri yok satıyor, büyük konserler düzenliyordu. Brezilya tarihinde ilk kez bir albüm 1 milyon satmıştı.
Hayatın her alanında tahakküm kuran cunta yönetimi Elis’i dikkatle izliyordu. Elis herkes gibi siyasete girmiyor, askerleri eleştirmekten korkuyordu. Fakat diğer sanatçıların aksine postal sesi duyunca hizaya geçmemiş, generalleri alkışlamamıştı. Fikren ve zikren nerede olduğunu söylemese de nerede olmadığı barizdi. Askerler için bu sessizlik bile tehlikeli bir duruştu.
Elis’in 1969’da çıktığı dünya turnesi ise cunta için çok daha büyük bir riskti. Batı askeri cuntayı destekliyordu, fakat medya ve kamuoyu ülkedeki insan hakları ihlallerine tepki gösteriyordu. Elis gibi bir yıldızın Batı başkentlerinde büyük konserler vermesi herkesin ilgisini çekmişti. Elis’e Brezilya’da akıldan geçirmeye bile korkulan siyasi sorular yöneltiliyordu. Elis ise askeri cuntadan uzaklaştığı için rahattı. Kulislerde gazetecilerle rahatça konuşuyor, ilk kez kendi sesini duyurmanın zevkini yaşıyordu.
“Gorillerden özür dilerim, fakat Brezilya goriller tarafından yönetilen bir ülke.”
Keyifli ve rahat bir kulis sohbetinde ağzından çıkan bu benzetme Elis’in hayatını değiştirmişti. Açıklama kısa sürede muhalif diaspora sayesinde yayılmıştı. Cunta yönetimi öfkeliydi. Fakat herkes tarafından sevilen bir sanatçıyı diğer muhalifler gibi kaçırıp, işkence edemezler veya öldürüp isimsiz bir mezara gömemezlerdi. Askeri cuntayı destekleyenler de Elis Regina hayranıydı.
Cuntacı faşistler, Elis Regina’yı öldüremeyeceklerini anlayınca yaşayan ölüye çevirmeye karar verdi. Askeri cunta, Brezilya’nın bağımsızlık günü için düzenlenen resmi devlet kutlamalarında Elis Regina’nın Brezilya Milli Marşı’nı okumasını istedi. Elis Regina, muhalif arkadaşları, ailesi ve sanatçı çevresinden alacağı tepkileri düşünerek teklifi reddetmek istedi. Kendisinin de içi sinmiyor, askeri cunta yönetimini meşrulaştırmak, “Elis diz çöktü” dedirtmek istemiyordu. Fakat askerler oldukça netti: Elis bu teklifi kabul etmezse hapse girecek, büyük ihtimalle kariyeri bitecek, çocuğunu da belki bir daha göremeyecekti.
Elis Regina teklifi kabul etti ve askeri cunta yönetiminin şaşalı kutlamasında milli marşı okudu. Darbeci generaller genç kadının “goril” lafının hesabını sormuştu. Halkın sevgisini kazanan genç şarkıcı milyonların önünde diz çöktürülmüştü. Artık “herkesin sevgilisi” değildi.
Elis Regina’nın kutlamalara çıkıp milli marş söylemesi, muhaliflerin öfkesini çekmişti. Bir zamanlar Elis’i hayranlıkla dinleyen sanatçılar, aydınlar divaya sırt çevirdi. En sert tepki ise solcu karikatürist Henfil’den gelmişti.
Henfil, askeri cunta ile iş birliği yapan sanatçıları “yaşayan ölüler” olarak mezarlığa gömdüğü bir karikatür çizdi, “yaşayan ölüler” korosunun başında büyük bir coşkuyla şeflik yapan Elis Regina vardı. Elis Regina, çizdiği her karikatür sürgündeki muhalifler arasında konuşulan, karikatürleri el altından Brezilya’ya sokulan Henfil’in bu aşağılamasından dolayı çok üzüldü. Konsere çıktığı için zaten çok pişmandı.
Elis Regina dışlanmış, itibarsızlaştırılmış, muhaliflerin bakıp tiksindiği bir karikatüre dönüşmüştü.
Fakat itibarını da yine müziğiyle kazanmayı tercih etmişti. Askeri cuntanın yumuşadığı, demokrasiye geçiş sürecinin konuşulduğu 1979 yılında siyasi af ilan edilmesi, muhaliflerin sürgünden ülkeye dönmesini sağlamak için Elis bir siyasi af şarkısı çıkarmıştı: “O Bêbado e a Equilibrista (Sarhoş ve İp cambazı)”
Elis şarkıda Henfil’in muhalif insan hakları aktivisti kardeşi Betinho’nun ülkeye dönmesinden, cuntanın işkence merkezlerinde öldürülen muhaliflerden bahsediyordu. Elis Regina’nın şarkısı kısa bir sürede rejim muhaliflerinin diline dolanacak bir “marşa” dönüştü.
“Ama bilirim ki böylesine sarsıcı bir acı
Boşuna çekilmiş olamaz
Umut, elinde şemsiyesiyle gergin ipte dans ediyor
Ve bu ince hattaki her adımında incinebilir”
Kariyeri boyunca Brezilya demokrasisi gibi gergin bir ipte yürüyen Elis Regina, cuntanın zoruyla söylediği milli marşın bedelini yeni bir marş söyleyerek ödemişti. Elis Regina’nın şarkısından sadece 1-2 ay sonra cunta uluslararası alanda meşruiyetini artırmak ve toplumun beklentilerini karşılamak adına af ilan etmiş; demokrasiye geçiş dönemi başlamıştı.
Elis Regina demokrasiye geçiş sürecine maalesef tanık olamadı. 1982 yılında 36 yaşında yüksek doz alkol ve uyuşturucu aldığı için krize girdi ve hayatını kaybetti. Cenazesine binlerce kişi katıldı, Brezilya en sevdiği sanatçısını erken yaşta kaybetmişti. Üç çocuğu da erken yaşta annesiz kalmıştı.
Elis Regina’ya en dokunaklı veda yazısını ise Henfil kaleme almıştı: “Biz erkekler senin uzun boylu, güzel ve çekici olmanı istedik. Biz erkekler sana tokat, yumruk attık, seni dövdük. Biz erkekler seni dizlerinin üstüne çöküp milli........
