Deyimlerle yeni yüz/binyıl
Kısa ömründe hem yeni bir yüzyıla, hem de yeni bir bin yıla, “Milenyum”a girmek her ömre nasip değil. Ama 20. Yüzyıl’ın ikinci yarısında doğunca ömrünü (k)abartıyorsun, gözünü 21. Yüzyıl’a dikiyorsun: “Yaş kırk beş! Yolun yarısı eder /Dağlarca (Fazıl Hüsnü) gibi ortasındayız ömrün”.
Ömrünün aslı astarı ise ayağını Üçüncü Binyıl’a (da) bastığını anlayınca… O menzilde ömrün bugünün “Uç uç böceği”nden hallice (“Uğur böceği” demiyorum). Kim bilir nelerin uçacağı, nelerin konacağı Dördüncü Binyıl’a 974 yıl kala, ömrün yakın geleceğe duyduğun merakı giderecek kadar bile değil. Anca iştahını bastıracak, belki nefsini köreltecek kadar bir tadım menüsü… Çok şey tadayım dersen faturası da yüksek olabilir.
Âsri takvimle ömür biçmek…
Sen de asrî takvime (dijital) dayalı, yapma zekâlı gelecek hayalinle hayatlara, bıktıran dönemlere ömür biçerek yanılıyorsun. Geleni-gideni belirleyen seçimlerde mesela…
Lâkin bahtına geçimsiz/seçimsiz genel başkanlık atamaları mı düşer, “Yapmam da, yaptırmam da…” kurultaylar mı, dar yerde-zamanda yine yeniden şey edilen belediye başkanlığı seçimleri mi, bilinmez. Bir de valiler, kaymakamlar arasında “kayyum seçimi” var ama onun heyecanı kendine…
Bazısı bağımlı değişkene bağlı ikincil bilinmeyen… Son seçimlerde “Hakiki -seçilmiş- CHP”nin AKP-MHP ortaklığına karşı ezici çoğunlukla kazandığı Etimesgut mesela. Ama “Butlan CHP”, belediye meclisinde “üçlü –zigon (iç içe geçen)- sehpa” ortaklığıyla başkanlığı vekâleten (başkası adına) alıveriyor. Dördüncü turda, iki oy farkla Seda Dilber -tarihi değiştirilmezse- 2029’a kadar o koltukta. Ömrü -kâğıt üstünde- seçilmiş selefinden uzun.
Halkın seçimiyle oyların yüzde 56’sını alan nâm-ı diğer “Âmirim Behzat Ç.” ise seçildiği Ankara’da değil, Konya’da -atıldığı- hapiste. Ne kadar yatacağı, ne zaman çıkacağı muamma. Gel de yine deyimlerden, “Hanya’dan Konya’dan” filan gitme!
Böyle “seçim”in tadı da yok elbet: “Gönülsüz (mecburen) yenilen aş, ya karın ağrıtır, ya baş” meselesi… Ama muhtemel seçimlerde umutluyum; “40 kere söylersen olur”muş nihayetinde. İşte böyle hâl-i pür melâlimiz; deyimlerden hâllice.
Yaş 35, ortalama ömür 45
Yine de yaşınla başınla şanslılar turnuvasındasın. 1946’da, girişte gönlümce yâdettiğim o şiiriyle ülkeye fazla iyimser, hatta “atasözü” kıymetinde ortalama yaşam süresi armağan eden Cahit Sıtkı Tarancı öyle şanslı değil. Yaş 35 yolun, ömrünün yarısı etmiyor maalesef.
Tarancı 46 yaşında hayata veda ediyor. Dante’nin “İlahi Komedyası”ndan devşirdiği bu varsayım zaten dönemin şairleri, yazarları için de pek geçerli değil. En yakın dostu, ömürlük mektup arkadaşı Ziya Osman Saba da Tarancı’dan bir yıl sonra gidiyor, 47 yaşında. Sait Faik 48 yaşında, Orhan Veli desen 36 yaşında gitmiş. Hepsi “erkenci”…
Erken ölümler istatistikî olarak da meselenin aslına uygun esasında. 1950’lere gelirken Türkiye’de ortalama yaşam süresi de (kötümserler “mortalite süresi” kavramını kullanıyor) o kadar. 45 filan…
Bugün böyle bir istatistiği, ömür verisini anlamakta zorluk çekiyorsun: “Yahu bu ne, önü arkası, hepi topu iki şarkılık 45’lik plak gibi ömür mü olur?!” Ama öyleymiş işte… Şiirdeki gibi ortalama ömrün 70 olması anca 21. Yüzyıl’da.
Artık “CHP Şiir Yarışması” yok ama…
Olsun, Tarancı o yıl o dizeleriyle “CHP Şiir Yarışması”nın birincisi, aynı şiiriyle hemen her neslin dize dize incisi… Kısa ömrü öyle ölümsüzleşmiş. Artık öyle milletçe anılan, her yere yazılan, hafızaya kazınan şiirler, dizeler de yok gibi… Açığı kapamak için kalemi ele alan “Bunu yazan Tosun…” bile vefat etti sanıyorum.
CHP de artık şiir yarışması yapmıyor. Her mevzuda “mâni” çıkarmak peşinde… Bugünlerde eşitsiz, tepeden inme, il-ilçe başkanlıklarına kadar binme koltuk yarışı güncel. Elin ağzını torba gibi büzemediğin için şikeli, adaletsiz yarış, hatta “darbe” diyen de çok.
“Hurmadan örülmüş kulpu torba”
Tarancı’nın şiirsel hesabıyla toplam ömrü rahatça geçen Kemal Kılıçdaroğlu, üç yıl önce kurultayda kaybettiği koltuğuna da kısa yoldan kavuşuyor nihayetinde. Başkanlık koltuğundaki ömrünü -herkese........
