menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir şehrin hafızası nerede saklanır?

3 0
sunday

Geçtiğimiz günlerde bir antikacının kapısından içeri girdim. Aslında yalnızca birkaç eski eşyaya bakacağımı düşünüyordum. Fakat rafların arasında dolaştıkça bir yolculuğa çıktım. Eski radyolar, pikaplar, fincanlar, saatler, plaklar, artık hangi evin duvarında asılı olduğunu bilmediğimiz tablolar… Üstüne bir de dönem dükkan sahibi bir dönem plağını çalmaya başlayınca gerçekten insanın zaman algısı değişiyor. Bir süre sonra eşyalara değil, onların geçmişine bakmaya başlıyorsunuz. Bir zamanlar son derece sıradan olan bütün bu eşyalar, bugün geçmişe açılan küçük pencerelere dönüşmüş durumda. Orada dolaşırken aklıma şu soru geldi: “Bir şehrin hafızası nerede saklanır?” İlk aklımıza gelenler genellikle tarihi yapılar, meydanlar, eski sokaklar ve anıtsal binalardır. Oysa kent hafızası yalnızca mimarinin içinde yaşamaz. Bazen bir evin salonunda yıllarca duran vitrinde, bazen aile albümündeki siyah-beyaz bir fotoğrafta, bazen eski bir dükkân tabelasında, bazen de kimsenin artık sahibini bilmediği bir eşyada saklanır. Bazen de artık var olmayan bir mekânın isminde… Samsun’da bir dönem Haşet Kitap Kırtasiye dükkanı vardı. Bizim kuşağımız için yalnızca gidilen bir mekân değildi; aynı zamanda bir buluşma noktasıydı. “Haşet’te buluşalım” demek çoğu zaman ayrıca tarif gerektirmeyen bir şehir cümlesiydi. Yıllar geçti. Haşet kapandı. Yerine başka yerler açıldı. Şehrin insanları, alışkanlıkları ve buluşma noktaları değişti. Ama bizim için orası hâlâ “Haşet’in orası.” Aslında bu küçücük ifade, kent hafızasının nasıl çalıştığını çok güzel anlatıyor. Mekân yok ama adı var. Tabela yok ama tarif hâlâ onunla yapılıyor. İşletme yok ama insanların zihnindeki şehir haritasında Haşet hâlâ yerinde duruyor. Çünkü hepimizin yaşadığı şehrin........

© Samsun Gazetesi