Küçük öğretmenim
Geçenlerde yolum yeniden dirilişin şahitleri yemyeşil ağaçların, çimenlerin, rengârenk çiçeklerin resmigeçit yaptığı evime yakın parka uğradım. Beni parkta ağaçların arasından yayılan neşeli cıvıltıları, ritmik sesleri ile tabiatın uyanışını müjdeleyen kuşlar karşıladı. Hafta içi olduğu için parkta tek tük insan var. Bir ağacın altındaki bankta oturan altmışlı yaşlarda saçları dökük, kalanlarda beyazlaşmış, çehresine bakıldığında düşünceli ve üzüntülü olduğu her haliyle anlaşılan birisi dikkatimi çekiyor. Selam vererek yanına oturmak için izin istiyorum. Niyetim sohbet ederek moral vermek, derdine ortak olmak. Ben Ali diyerek elimi uzatıyorum, hüzünlü gözlerle elini uzatırken ben de Mehmet diyor. Ne oldu Mehmet Bey benziniz solmuş ve derin düşüncelere dalmışsınız, hayrola Karadeniz’de gemileriniz mi battı dediğimde, donuk gözlerini uzaklara dikerek daldı gitti. Sonra, "Yok yok gemilerim batmadı, ama dünya gemisine yeni binen torunumu düşünüyorum, onun hali beni hüzünlendiriyor." Hayrola ne oldu torununuza diyorum. Başlıyor dalgın bakışlarla, titrek bir sesle anlatmaya. Mehmet beyin kız evladından bir kız torunu doğuyor çok seviniyorlar, hastaneden taburcu oluyor, eve geliyorlar, dedesi torunun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okuyor, sağ kulağına üç defa adını fısıldıyor, Kur’an okuyor, dua yapıyor. Evde bir hafta kalan torunu rahatsızlanıyor. Hastaneye kaldırılıyor. Tetkik ve tahlillerden sonra, konunun uzman doktorları ameliyat olması gerektiğini söylüyorlar. Doğduktan on beş gün sonra Hacettepe hastanesinin Yeni doğan çocuk servisinde ameliyat oluyor. Üç hafta yoğun bakım servisinde yatıyor. Sonra eve çıkıyor. Evde tedavisi devam ederken bir hafta sonra ateşi yükseliyor. Tekrar hastaneye kaldırılıyor. "Şu anda hastanede kızım ve torunum yatıyor. Eşim ve damadım onlara refakat ediyor. Ben de arada giderek torunumu ve kızımı ziyaret ediyorum, evde kaldığım da bu parka gelip zaman geçiriyorum, İstanbul’dan geldik kimseyi tanımıyorum" diyordu. Artık beni tanıyorsun, ben seni yalnız bırakmam. Diyordum.
İlk defa dede olan Mehmet beyin hüznünü temizlemek için bir terapist gibi yaklaşmam gerektiğini hissettim. Edebiyat öğretmeniyim derslerim olmadığı zamanlar bu parka gelir nefes alır, kitap okurum. Bütün bildiklerimi zihnimden geçirerek bir dost edasıyla Mehmet dedeye moral vermeye çalıştım.
Dünyada yolcu olduğumuzu, her yolcunun yolda yaşadığı hikâyelerin farklı olduğunu, yolculukta karşılaşılan olayların imtihan sorusu olduğunu, sevinçli olaylar yaşadığımızda şükretmemiz gerektiğini, üzüntülü olaylarla, hastalıklarla karşılaştığımızda sabretmemiz, tevekkül etmemiz gerektiğini, bazen şerde hayrın, hayırda da şerrin olabileceğini, bunu bizim bilemeyeceğimizi, bunu ancak Allah’ın bilebileceğini, hastalığı verenin şifasını da vereceğini, insanı yaşatanın ümit olduğunu, ümitsizliğin insanı çökerttiğini, iman ve ümittin ise ayağa kaldırdığını, musibetler, hastalıklar karşısında dik ve sağlam durmamızı sağladığını söyledim. Daha birçok ümit verici sözler söyleyerek Mehmet dedeyi hüzünlü havadan uzaklaştırmaya çalıştım. Hatta bir ara, "Mehmet bey inşallah torununun gelinlik giydiğini görürsün, beni de davet edersin" dediğimde onu gülümsetmiştim.
Mehmet beyi biraz olsun hüzünlü havadan uzaklaştırmayı başarmıştım. Normal olayları konuşmaya başlamıştık. Bir ara var mı bir ihtiyacınız diye sorduğumda. Yüzüme gülümseyerek, "Beni tanımayan bir insan bana yardım etmeye çalışıyor, çok yakınımdaki bazı insanlar bırak bu soruyu sormayı, aramıyorlar bile, empatiyi ve Ela bebeğin dedesi olduğumu unuttular. Doğruyu söylemek fazilettir. Üzülüyorum Mübarek Kurban bayramında bile arama zahmetinde bulunmadılar. Ne diyeyim insan kendine yakışanı yapar." diyerek derin bir iç çektikten sonra teşekkür ediyor, sohbetinizle bana moral ve yaşama ümidi veriyorsunuz, diyordu.
Mehmet Bey, sohbetimizin bir yerinde torununun ameliyatı öncesi damadı Ömer’e mesai arkadaşı Mesut’un ihtiyaç olursa, Rize’de evim var, bu ev sana feda olsun dediğine şahit olduğunu gözyaşlarıyla anlatıyordu. Arkadaşlığın sözde değil özde olduğunu, kızının ve damadının arkadaşlarının onları hiç yalnız bırakmadıklarını, evde kaldıkları zamanlarda komşularının devamlı yemek ikramında bulunduklarını, sanki sizler için neler yapabiliriz nöbeti içinde olduklarını görerek "Kızımın ve damadımın arkadaşları, komşuları ile iftihar ettim. Onların yüzlerine karşı sizler ne güzel, kalpleriniz merhamet dolu insanlarsınız, hepinizin gözlerinden öpüyorum, maddi, manevi hep........
