menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Husrev'in Bin Kusuru Olsa...

38 0
05.08.2026

Yıl 1948 veya 49, mevsim kış. Bediüzzaman elli küsur talebesiyle birlikte, "gizli cemiyet kurma" isnadıyla tutuklanmış, Afyon Hapishanesindeler. Sokaklarda ıslıklayan sert zemheri rüzgârları, şehri âdeta dondurmuş vaziyette. Saçak sarkıtları yerlere kadar uzanıyor...

Bediüzzaman tek başına büyükçe bir koğuşta. Koğuşun camları kırık, göstermelik sobada yakacak odun yok, ya da çok az. Donma tehlikesi geçirdiği vakitlerde koğuşta volta atarak ısınmaya çalışıyor.

Talebelerin koğuşları da farklı değil... Bir de fitne kol geziyor. Bilhassa öne çıkan talebeleri birbirine kırdırmak için harekete geçen mahfi güçler iş başında. Sinirler gergin, tahammül ve sabır bitmiş vaziyette. Asıl problem, Mehmed Feyzi, Re'fet ve Sabri üçlüsüyle Husrev arasında. Üçlünün tenkid ve itirazlarının hedefinde Husrev var. Mümtaz talebeleri arasında, hapishane şartlarında uç verip büyüme istidadı gösteren bu yangını söndürmek için Bediüzzaman devreye girer.

Farklı koğuşlardalar, yüz yüze konuşmaları mümkün değil. Aşağıdaki kısa mektubu yazar. Nur Talebelerinin hemen tamamının bildiği bu mektubu canlı tutan unsur, hapishanede yaşananlar değil; Üstad'ın, "Husrev’in bin kusuru olsa, ben onun aleyhinde bulunmaktan korkarım." demiş olması. Ne zaman Husrev Abinin Latinî neşriyat hususunda Üstad'a karşı çıkışının bahsi açılsa, bu cümle bahsin siyam ikizi gibi ortaya konur. Öyle ya, Üstad'ın sözü üzerine söz söylenmez, söylenemez.

Peki bu söz, muhatab, maksad ve sarfedildiği şartlardan koparılıp her yerde istimale müsaid mi? Yani bu, Bediüzzaman'ın son nefesine kadar devam edecek büyük-küçük bütün kusurlarına karşı Husrev Abiye giydirdiği bir masuniyet zırhı mı, yoksa belli şartlarda, belli bir zamanda işlemesi muhtemel belli kusurlar için baş vurduğu bir tedbir mi? Cüz'i mi, yoksa küllî bir kaide mi?

Önce mektubu birlikte okuyup, sonra devam edelim........

© Risale Haber