Bediüzzaman'ı Anlamadan Nurcu Olmak!
Hep yakınan, hep tenkid eden görüntüsü vermek, şübhesiz hoş değil, ben de hoşlanmıyorum. Ne var ki, hoşlanılmayacak bir şeyden hoşlanmak gibi bir tabiatım, beğenilmeyecek bir şeyi beğenecek bir hissiyatım yok; herkes doğru bile telâkki etse, yanlışı alkışlayacak bir mantık ve şuura sahib değilim.
Ehlince malumdur ki, iktidar kadar, belki onlardan da fazla Nur Talebelerini tenkid ediyor, itirazlarda bulunuyorum. Daire dışına düşüp üstlerindeki eski Nurculuk kisvesi ile dolaşmaya devam edenleri de tokatlıyorum. Çirkin, ahlâksız ve şen'i mukabelelerine de aldırmıyorum. Zîra, hak ve hakikati haykırmanın, sahib çıkmanın hep ağır bedelleri olmuş, ben de o bedelleri yarım asırdan beri ödüyorum.
Ömrümce derd edindiğim meselelerden biri de, —belki en büyüğü—, Bediüzzaman'dan devraldıkları yekpâre kudsî bir mirası, muhafaza edemeyen halef ve talebelerinin fütursuzca kırka bölmeleri. Bugün param parça olmuş, müttehid olmayan, birlikte düşünmeyen, birlikte hareket etmeyen; büyük oldukları halde bölünmüşlükle tesirlerini zayıflatmış bir kitle ile muhatabız.
Bu derbeder, bu darma dağınık, kan kaybetmiş, hayatiyeti azalmış kitle karşısında hafakanlar geçiriyorum. Birleştirmek, uyandırmak, harekete geçirmek için çırpınıp duruyorum ama işe yaramıyor. Suyun başını tutanların çirkin sağırlığını........
