menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İklim Krizini Anlatmanın Krizi

41 0
18.08.2026

İklim Krizini Anlatmanın Krizi

İklim Krizini Anlatmanın Krizi

İklim krizini çözmenin ilk adımı, onu insanların hayatında karşılık bulacak bir dile çevirebilmektir.

Küresel iklim krizi artık geleceğe dair soyut tahminler yerine her geçen gün büyüyen kayıp bilançolarıyla konuşuluyor. Yalnızca bu yıl Avrupa’da aşırı sıcaklar nedeniyle direkt veya dolaylı olarak hayatını kaybedenlerin sayısı on bini aşmış durumda. Bundan sonraki süreçte bu ölümcül sıcaklıkların dünyanın birçok bölgesinde “yeni normale” dönüşmesi, halk sağlığını, ekonomiyi ve hatta toplumsal yaşamı doğrudan etkileyen küresel bir kriz haline dönüşecek gibi gözüküyor.

Malum, ülkemizde son yıllarda alınan bütün tedbirlere rağmen artan orman yangınları, kuraklık, su kaynaklarındaki azalma ve artan sel felaketleri açıkça gösteriyor ki; iklim krizi gelecekte yaşanacak bir tehlikeden ziyade bugünün gerçeğine dönüşmüş durumda. Nitekim, İç Anadolu’da kurumaya başlayan göller, Ege ve Akdeniz’in birçok noktasında çıkan yangınlar, değişen yağış rejiminin tarıma yansıyan olumsuz etkileri de bu gerçeğin günlük hayatımızdaki somut karşılıkları. Bu tabloya iklim kaynaklı sağlık sorunları da ekleniyor. İşin garip tarafı, tüm bu olaylar  birbirinden bağımsız afetler gibi algılanıyor, aralarındaki iklim bağlantısı yeterince kurulamıyor. Belki de ülkemizde eksik olan şey, yerel şartlarımızı dikkate alarak süzgeçten geçirilmiş bilimsel verileri vatandaşın gündelik hayatıyla buluşturacak yeni bir anlatım dilidir. 

İklim krizi hiçbir zaman yalnızca iklim bilimcilerinin veya ilgili kurumların meselesi olmadı. Ancak bilim dünyasının kullandığı teknik dil, küresel politika eksenli çıkarcı yaklaşımlar ve manipülatif tartışmalar, birey ve toplumu iklim duyarlılığından uzaklaştırdı. “IPCC raporları”, “ppm değerleri”, “radyoaktif zorlama katsayıları” ve “emisyon senaryoları” gibi teknik kavram ve analizler, birçok insanın iklim krizini kendi hayatıyla ilgili bir sorun olarak görmesini engelledi, zamanla iklim karşıtı bir cephe oluşmasına neden oldu. Aynı şekilde, iklim krizini sürekli felaket senaryolarıyla anlatmak da gerçeğin görünmesini zorlaştırdı. Şüphesiz ormanlar yanıyor, şehirler sular altında kalıyor, canlı türleri yok oluyor ve geri dönüşü güç ekolojik yıkımlar yaşanıyor. Fakat bu gerçekler sürekli korku diliyle abartılı bir şekilde sunulduğunda insanlar çözüm üretmek yerine çaresizliğe sürükleniyor. Çünkü korku ve felaket dili, düşünmeyi felce uğratan ve insanları çaresizliğe iten negatif bir duygudur. 

İşin doğrusu aradan geçen bunca zamana ve biriken bilgi ve veriye rağmen iklim krizini anlatma biçimimiz hâlâ aynı açmazları taşıyor. Oysa zor bir meseleyi anlatmanın en doğru yolu, onu........

© Perspektif