menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

IŞİD Kamplarından Ankara’ya: Beklenen Operasyon Nihayet Başladı mı?

45 0
09.09.2026

IŞİD Kamplarından Ankara’ya: Beklenen Operasyon Nihayet Başladı mı?

IŞİD Kamplarından Ankara’ya: Beklenen Operasyon Nihayet Başladı mı?

Karh’taki 184 kişinin tamamının Ankara’ya getirilmesi ve Rusafa’daki 250 kadının sevkine hazırlanılması, 2024’te burada dile getirdiğimiz uyarının iki buçuk yıl sonra karşılık bulduğunu gösteriyor. Ancak asıl sınav şimdi başlıyor.

2024 Mart’ında bu köşede “Kadın ve Çocuklar IŞİD’den Kurtarılmayı Bekliyor” başlığıyla yazdığımızda, meselenin özünü şu cümleyle özetlemiştik: IŞİD’lilerin ailelerinin kamplar ve cezaevi koğuşlarındaki örgüt yapılanmasının elinden kurtarılması, yalnızca bu insanların geleceği için değil, potansiyel tehdit teşkil etmeleri sebebiyle Türkiye’nin millî güvenliği için de elzem. 

O tarihte el-Hol ve Rusafa’da tutulan binlerce insan, ne kendi ülkelerince sahiplenilmiş ne de bulundukları yapıların ideolojik tahakkümünden koparılabilmişti. Aradan geçen süre, tam da orada işaret ettiğimiz kısır döngünün nasıl işlediğini bir kez daha gözler önüne serdi.  Ama nihayet, çok geç kalınmış da olsa, döngüyü kırmaya yönelik somut bir adım atıldı.

Karh’tan Ankara’ya: Beklenen Adım

Bağdat’taki Karh Merkez Cezaevi’nde tutulan 184 Türkiye vatandaşı IŞİD mensubunun tamamının Ankara’ya getirilmiş olması, 2024 yazımızda savunduğumuz çerçevenin resmî düzeyde karşılığını bulduğunun en somut göstergesi. Listede Türkiye’nin yıllardır takip ettiği, adliye dosyalarında adı geçen isimler de var: 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın on yılı aşkın süredir firari sanığı Savaş Yıldız, Adıyaman ve Adana yapılanmalarına dair soruşturmalarda adı geçen isimler bunlardan birkaçı. (https://t24.com.tr/gundem/bagdat-ta-karh-cezaevi-ndeki-184-isid-linin-tamami-ankara-ya-getirildi-sirada-rusafa-daki-250-kadin-var,1346422?_t=1788787753060)

Bu noktada altını çizmek istediğimiz husus şu: Bu isimlerin varlığı, geçen yazımızda vurguladığımız iki tehdit senaryosunun da hâlâ geçerliliğini koruduğunu gösteriyor. Birincisi, cezaevi ya da kamp şartlarında örgütsel bağın kopmaması ve firar/isyan yoluyla yeniden saflara katılma riski; ikincisi bu insanların, başka aktörlerin (o zaman PYD ve İran vekili yapılar olarak saydığımız unsurların) elinde Türkiye aleyhine bir enstrümana dönüştürülmesi ihtimali. 

Kimliklerini ve tabiiyetlerini gizleyen, Arapça-Farsça bilgisiyle kendini Suriyeli ya da İranlı, Darice-Peştuca bilgisiyle Afgan olarak tanıtan örgüt mensuplarının varlığı, “kim olduklarını nasıl teyit edeceğiz” sorusunu da beraberinde getirdiğini gösteriyor. DNA eşleştirmesine, nüfus kayıtlarına ve adlî dosyalara dayalı bu teyit süreci, devletin bu konuda 2024’teki dağınık, sivil toplum öncülüğündeki kampanyalardan çok daha sistematik bir yönteme geçtiğinin işareti.

Elbette Aralık 2024’te Suriye’de yaşanan büyük değişim Suriye-İran, Suriye-Irak ve dolayısıyla Türkiye-Irak ilişkilerini baştan sona değiştirdi. Geçtiğimiz ay Suriye içerisinde PYD’nin kendini feshetmesi ve yeni Şam yönetimine entegre olması da bu büyük değişimin en önemli aşamalarından biriydi. IŞİD’le sahada mücadelenin önemli aktörü olan PYD’nin artık Şam yönetiminin bir parçası olması el-Hol Kampı’ndaki IŞİD mahkumları meselesini başka bir boyuta taşıdı.  

Rusafa’daki Kadınlar: Asıl Kırılgan Halka

Ancak esas kritik eşik, sırada bekleyen adım, Rusafa Cezaevi’nde tutulan yaklaşık 250 Türkiye vatandaşı kadının sevki. 

2024’teki yazımızda, Rusafa’nın 2019 verilerine göre 10’dan fazla ülkeden 1.241 yabancı kadın ve çocuğu barındırdığını, bunların 774’ünün 9 ay ile 15 yaş arasında çocuklardan oluştuğunu aktarmıştık. O yazıda ayrıca, cezaevinden gizlice sokulan telefonlarla sosyal medyaya ulaşan........

© Perspektif