Ahmet Davutoğlu’nun İslami STK’lara Yazdığı Mektubu Hatırlıyor Musunuz?
Ahmet Davutoğlu’nun İslami STK’lara Yazdığı Mektubu Hatırlıyor Musunuz?
Ahmet Davutoğlu’nun İslami STK’lara Yazdığı Mektubu Hatırlıyor Musunuz?
Ahmet Davutoğlu’nun Ağustos 2022’de 700’e yakın İslami sivil toplum kuruluşuna gönderdiği mektup, siyasi ahlakın aşınmasına, adaletin örselenmesine ve değerlerle iktidar pratiği arasındaki uçuruma dikkat çekiyordu. Bugün İslami sivil toplumdan yükselen itirazlar, o mektuptaki uyarıları yeniden gündeme getiriyor: Bir zihniyet ve ahlak muhasebesi için daha ne kadar beklenecek?
Kamuoyunda “asrın vurgunu/soygunu/dolandırıcılığı” diye nitelenen ve sistemik çürümüşlüğün açıktan sorgulandığı günler gelmeden önce, bugünlerin geleceğini çok öncelerden haber veren kişi, kurum ve çevreler olmuştu. “Kutuplaşma iklimi”nde bu çevrelerin seslerini kendi taraftarları dışındaki toplum kesimlerine duyurmaları zordu. Bugün artık toplumun neredeyse her kesimi, yaşananların asıl nedeninin bir zihniyet ve ahlak sorunu olduğu konusunda hemfikirler.
Bugünlerin geleceğini dokuz yıldan fazla bir zamandır adeta haykırırcasına dile getiren; siyaset ve toplum olarak bir yozlaşma ağının içine düşmeyelim diye “Siyasi Ahlak Yasası”nı geçirmek için çırpınan; de facto güçler birliğinin tehlikesine, denge-denetim mekanizmalarının tarumar edilmesinin risklerine, şeffaflığı yok eden bir düzenin topluma vereceği zararların kartopu gibi büyüyerek nelere mal olacağına ilişkin uyarılarda, özellikle eski Başbakan Ahmet Davutoğlu başı çekmekteydi.
Yayınladığı manifesto niteliğindeki metinler, yurt gezileri esnasında ve Mecliste yaptığı konuşmalar hep 3Y ile mücadele (yasaklar, yoksulluk ve yolsuzluklar) konusundaki uyarılarla doluydu.
Bu meyanda İslami STK’lara da, bundan tam dört yıl önce, Ağustos 2022’de gönderdiği ve 700 kadar STK’yı uyardığı mektubu bu açıdan ayrı bir yere sahipti. Ne yazık ki, o günlerin “konsolidasyon”a yatkın “kutuplaşmacı” atmosferinde o sözler gereken karşılığı bulamamıştı.
Davutoğlu’nun bu kesimlere dönük mektubunun içeriğine geçmezden evvel, İslami kesimlerden yükselen tepkilerin ikisine bir parça değinmekte fayda var.
İlk İsyan Kıvılcımları: İMH ve Hüdai Vakfı
İnsan ve Medeniyet Hareketi (İMH) ile Aziz Mahmud Hüdai Vakfı, sistemik ve toplumsal çürümenin boyutlarına ilişkin adeta içeriden bir çığlığı temsil etmekteydiler. Bu önemli ve değerliydi, çünkü muktedirlerin sırtlarını dayadıklarını düşündükleri İslami çevrelerin vahyi mübinin ilkeleri ile evrensel insanlık normlarını harmanladıkları kavram ve terkiplerin muhafazakâr kesimler üzerinde yapacağı etkinin toplumun farklı kesimlerinin çağrılarından daha fazla etkili olacağı, bir kapıyı aralamış olacağı ve sinelerde birikmiş yumruların dışavurumunu temsil edeceğini mütedeyyin insanlar iyi bilmekteydi. Aslında tam da bu noktada sözü onlara bırakmakta fayda var:
İMH, yayınladığı bildiride “Müslüman kimliğiyle yapılan haksızlıklar İslam’ın itibarını zedeliyor…Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar; şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz.” diyor ve haksız kazanç, aldatma, güvenin istismarı ve giderek yaygınlaşan ahlaki duyarsızlık/yozlaşma üzerinden İslami kesimleri ciddi bir muhasebeye davet ediyordu.
“Şeffaflık, denetim ve hesapverebilirlik”in altının çizildiği metin, Hz. Peygamberin “Bizi aldatan, bizden değildir.” şiddetli ikazına yer vererek, Müslüman için dürüstlüğün bir tercih değil, imanla bağlantılı ahlaki bir sorumluluk olduğunu hatırlatıyor; haksız kazanç, helal-haram, emek/alınteri ve adalet vurgularıyla muktedirlere mealen sistemik yozlaşmaya son vermeleri çağrısında bulunuyordu.
Aziz Mahmud Hüdai Vakfı ise “Toplumsal Çürümeyi Kabullenmiyoruz!” başlıklı bir bildiri yayınladı. Fon krizinden uyuşturucuya ve sanal kumara ilşkin vurguların yer aldığı metinde;
“Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez.” denildi.
En manidar uyarılardan biri de “Sadece şikâyet eden, alternatif üretmeyen, güçlünün yanlışına susup sadece zayıfın hatasını dile getiren bir ahlak söylemi, inandırıcılığını kaybetmeye mahkumdur. Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan, ahlaktan bahsetme hakkını da kaybeder.” bölümüydü.
Elbette bu bildirilerdeki şiddetli uyarılar, içeriden bir itiraz, iktidara tasallut etmiş içerideki ahlaksızların temizlenmesi........
