menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vesayetten Siyasete: DEM Parti’nin Tarihi Sınavı

14 0
30.06.2026

Vesayetten Siyasete: DEM Parti’nin Tarihi Sınavı

Vesayetten Siyasete: DEM Parti’nin Tarihi Sınavı

Kürt seçmen onlarca yıldır kimlik siyaseti ile gündelik hayat arasında sıkışıp kaldı. Ekonomi, eğitim, istihdam, yerel hizmet, hepsi ikinci plana itildi. Şimdi siyasal alan açıldığında bu gündelik sorunlar gündemin merkezine oturacak. DEM Parti buna hazır mı?

PKK’nın silah bırakması ve feshine ilişkin yasal düzenleme süreci yeni bir eşiğe taşındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’deki açıklaması bunu teyit ediyor. Yasal çerçeve tartışması artık “olası bir gelecek” değil, yürüyen bir süreç. Bugüne kadar yapılanlar üzerine pek çok şey yazıldı. Hükümetin tutumu, devletin bu eşiği nasıl okuduğu, örgütün ikircikli yaklaşımı, maksimalist talepleri gibi birçok konu enine boyuna tartışıldı. Ama DEM Parti’nin bu tarihi eşikte nerede durduğu ve önündeki sorumluluklar hep dışarıda kaldı. Halbuki silahın bırakılması ve fesih devletin güvenlik yüküyle birlikte DEM Parti’nin içinden çıktığı geleneğin tarihsel pozisyonunu da değiştiriyor.

PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi onlarca yıldır bu ülkenin siyasal havasını zehirleyen bir atmosferin dağılması demektir. Bu dağılmanın en doğrudan muhatabı ise DEM Parti. DEM Parti ve içinden çıktığı gelenek, onlarca yıl boyunca örgütle iç içe geçmiş bir siyasi atmosferde var oldu. Örgüt vesayeti kimi zaman açıkça benimsendi, kimi zaman susmak yetti. Sonuçta iki tutum da aynı kapıya çıkıyordu.

Öte yandan devletten gelen güvenlik refleksi de her adımı “örgütle bağlantısı var mı?” sorusu çerçevesinde değerlendirdi. İçeriden örgüt vesayeti, dışarıdan her adımın güvenlik ekseninde okunması, ikisi bir arada söz konusu siyasi geleneğin gerçek anlamda siyaset yapma kapasitesini daralttı. Şimdi bu dönem kapanıyor. Ama kapanan dönemin sorumluluğu da beraberinde geliyor. Bu siyasal geleneğin önünde açık bir alan var. Bu hem özgürleşme hem de sahici siyaset yapma zamanı demektir.

Vesayetin Kalkması Ne Anlama Geliyor?

Bu dönem kapandığında ne olur? Parti artık kendi kimliğini, kendi diliyle, kendi siyasal vizyonuyla kurmak zorunda. “PKK baskı yapıyor, elimiz kolumuz bağlı” savunması artık geçerli olmayacak. “Örgütü reddetsek de o bizimle özdeşleştiriliyor” savunması da öyle. Hatta belki en çok kullanılanı “güvenlik baskısı altındayız” mazereti de artık işe yaramayacak. Bundan böyle DEM Parti yalnızca kendi siyasal performansıyla, kendi vaatleriyle ve Türkiye’ye ne sunduğuyla değerlendirilecek. Bu kolay değil. Aslında özgürlük dediğimiz şeyin tam da bu: hesabını kendin vermek zorunda olmak.

Ama özgürleşme kendiliğinden gerçekleşmez. Onlarca yıl boyunca örgüt diliyle konuşmaya, örgüt gündemine göre hareket etmeye alışmış bir yapının bu alışkanlıkları bir anda bırakması zor olacak, ama zorunlu. Çünkü siyaset dili başka, örgüt dili başka. Örgüt dili ile siyaset dili arasındaki fark soyut değil, pratik. Örgüt, tabanına ‘haklıyız ve kazanacağız’ der, siyaset ise karşısındakine ‘seninle uzlaşabiliriz’ demek zorundadır. Bu geçiş, alışkanlıktan zihniyet değişimine giden uzun bir yol.

Aslında bunun ötesinde bir şey var ve bence asıl mesele de bu. Örgüt ile siyaset arasındaki fark, bir yöntem farkı değil, bir zihniyet farkıdır. Yani sadece ‘örgüt gitti, artık rahatız’ diyemezsiniz. Asıl mesele, onlarca yıldır örgütün diliyle düşünmeye alışmış bir yapının bundan çıkabilmesi. Bu başka bir şey. DEM Parti kendi içinde bu dönüşümü yaşayamazsa, dışarıya sunacağı siyasal........

© Perspektif