“Ütopya Eken Hakikat Biçer” Diyordu, Başardı: Dünyayı Değiştirmek Bir Tabak Yemekle Başlar
İnsanıyla, kültürüyle, doğal dokusuyla bir dünya cenneti olan Piemonte’ye son gezi turlarımdan birinde, Langhe’nin mücevher köşesi Bra’dan teğet geçerken henüz haberi gelmemişti. “Şurada bir gerçek yöre yemeği yesem” diye içimden de geçmişti, ama “haydi başka sefere” deyip yoluma devam etmiştim. Bölgenin geleneği en derin köşelerinden biridir bu kasaba — Carlo Petrini’nin vatanıdır.
Haber birkaç gün sonra geldi: Son 40 yılımıza damga vuran bu rengarenk şahsiyeti 77 yaşında kaybettik.
Petrini’yi o an Roma’da İspanyol Merdivenleri’nin bir kenarında tencere dolusu spagettiyle hayal ettim. 20 Nisan 1986’da, dünyanın en büyük McDonald’s’larından biri neredeyse o tarihi basamakların dibine dikildiğinde, o ve arkadaşları meydanda bedava pasta dağıtıyor, Fast Food’un plastik kokulu zaferine karşı iştah kabartan domates sosu kokularıyla, kıyılmış parmigiano ile cevap veriyorlardı.
Orada tesadüfen bulunan yazar Fred Plotkin’in hatırladığına göre, gelen geçenlerden birkaçı durup Petrini’ye sordu: “Tamam, fast food olmasın da, siz ne istiyorsunuz?” Petrini, ”Slow food!” diye yanıt verdi. Bir başkası “O da nedir?” diye sordu. “Ne olduğunu bulunca size haber veririm,” dedi Petrini.
Orada tesadüfen bulunan yazar Fred Plotkin’in hatırladığına göre, gelen geçenlerden birkaçı durup Petrini’ye sordu:
“Tamam, fast food olmasın da, siz ne istiyorsunuz?”
Petrini, ”Slow food!” diye yanıt verdi.
Bir başkası “O da nedir?” diye sordu.
“Ne olduğunu bulunca size haber veririm,” dedi Petrini.
Modern hayatın hız cinnetine karşı itirazın adı artık bulunmuştu. Slow Food, McDonald’s’ın, KFC’nin vs olmadığı her şeydi: Yerel mevsimsel ürünler, geleneksel tarifler, birlikte güle eğlene yemek ağır aksak yeme kültürü.
Ömrü boyunca o itirazı ete kemiğe büründürmeye, sofraya oturur gibi yavaş, inatçı ve neşeli bir şekilde çalıştı Petrini.
1949’da Bra’da doğdu; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra birkaç yılını Rus toplama kampında geçirmiş (demiryolu işçisi aileden gelme) komünist babası Giuseppe oto elektrikçisiydi. Çiftçi kökenli annesi Maria Garombo öğretmendi.
Çocukluğunda kasabayı saran “yanlış modernlik” dalgasını, geleneksel yemeklerin, şenliklerin, şarkıların yavaş yavaş silinişini, o güzelim Akdeniz hümanizminin erozyonunu izledi.
Yıllar sonra, “Fast Life’ın evrensel deliliğine karşı sessiz maddi hazları savunmak gerekir,” diye yazarken, aslında kendi çocukluğunun kaybolan renklerinin yasını da tutuyordu.
Tescilli bir solcu olarak, gençliğinde siyasetin ve kültürün tam ortasına daldı: Bra’da Radio Bra Onde Rosse adlı “korsan” bir radyo kurdu, yerel medya tekeline kafa tuttu. San Remo’daki sol eğilimli müzisyen kolektifi (adını efsanevi müzisyen Luigi Tenco’dan alan) Club Tenco’yla yolları kesişti. Barolo şarabını “demokratikleştirmeye” çalışan şenlikli, yaygaralı dernekler kurdu.
Kendilerini şaka yollu “filoridiculous” – “saçma severler” – diye adlandırmıştı bu ekip. 1970’lerde yerel siyasette İtalyan Komünist Partisi’nin (PCI) Hristiyan Demokratlarla “tarihi uzlaşma” çizgisine parti içi sol kanattan muhalefet ediyorlardı.
Belediye meclisine seçilen Petrini asıl gücünü, bir kasaba politikacısından çok, yerel kültürü örgütleyen bir “neşe militanı” olarak gösterdi.
Slow Food fikri de bu yerel, “güleryüzlü radikalizm”in içinden çıktı. Önce Arcigola adını taşıyan bir kültürel kulüptü kurdukları. Hem gırtlak, hem “günahkâr iştah”, hem de “agricola”ya – yani, tarıma – göz kırpan bir kelime oyunu.
1987’de PCI’nin gazetesi Il Manifesto’nun gastronomi eki Gambero Rosso’nun başsayfasında yayımlanan manifestoyla “Slow Food” ismi resmileşti, fiili patentini almış oldu: Salyangoz, yeni hareketin sembolü olarak sayfaya yerleşti.
“Daha iyi yaşamak isteyen herkese bir teklif” diye başlayan manifesto, küresel tarım/gıda sanayiinin toplumlara dayattığı tekdüzeleştirmeye karşı yerel lezzetleri, küçük üreticileri ve “haz alma hakkı”nı savunuyordu: Eşitliğe dayalı keyif eylemi.
İki yıl sonra, Paris’te, 1989’da, Fransız Devrimi’nin iki yüzüncü yılı anısına ilan edilen “Slow Food Manifestosu” ise “hızın esiri olduğumuzu” söylüyor, “hepimizin Fast Life virüsüne........
