menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD Mitiyle Hesaplaşmadan Dünya Siyaseti Anlaşılabilir mi? Mit, Düzen ve Küresel...

25 0
06.04.2026

ABD miti, yalnızca bir ulusun kendisine dair anlattığı bir hikâye değildir; modern dünya siyasetinin düşünme biçimini, krizleri okuma tarzını ve meşruiyet rejimlerini belirleyen kurucu bir ideolojik aygıttır. “Özgür dünyanın lideri”, “demokrasinin koruyucusu” ve “insan haklarının evrensel savunucusu” olarak sunulan bu devlet imgesi, uluslararası ilişkiler literatüründen medya söylemine, akademik üretimden diplomatik dile kadar geniş bir alanda neredeyse doğal bir varsayım gibi kabul edilmiştir. Bu kabul, dünya siyasetini anlamayı kolaylaştıran bir anahtar olmaktan çok, onu belirli bir çerçeveye hapseden bir perde işlevi görür. Çünkü mit, yalnızca geçmişi yüceltmez; bugünü açıklama biçimlerimizi de önceden belirler. ABD’nin müdahaleleri, bu mit sayesinde çoğu zaman “zorunlu”, “gecikmiş” ya da “istenmeyen ama gerekli” eylemler olarak okunur. Oysa bu anlatı sorgulanmadan, küresel eşitsizliklerin, süreklileşmiş savaşların ve yapısal krizlerin gerçek nedenlerine ulaşmak mümkün değildir.

Bu mitin tarihsel kökleri, ABD’nin kuruluş dönemine kadar uzanır. Devrimci bir özgürlük hareketi olarak sunulan bağımsızlık süreci, aynı zamanda yerli halkların sistematik biçimde tasfiyesi ve topraklarının metalaştırılmasıyla ilerlemiştir. “Cumhuriyet” fikri, başından itibaren belirli bir mülkiyet rejimi ve emek düzeni üzerine inşa edilmiştir. Kölelik, bu düzenin tali bir çelişkisi değil; kurucu bir unsuru olarak varlık göstermiştir. Ancak resmî tarih anlatısı, bu şiddeti ya kaçınılmaz bir tarihsel bağlamın ürünü olarak açıklar ya da onu ahlaki bir hataya indirger. Böylece şiddet, devletin kurucu mantığından ayrıştırılır. Bu ayrıştırma, daha sonra küresel ölçekte uygulanacak zor politikalarının da ahlaki bir dille yeniden paketlenmesini mümkün kılar. Kuruluş şiddetiyle yüzleşmeyen bir devletin, dünya ölçeğinde uyguladığı şiddeti “istisna” olarak sunabilmesi, tam da bu tarihsel koparmanın sonucudur.

Kurumsal düzeyde ABD miti, devlet aygıtının farklı bileşenleri tarafından sürekli olarak yeniden üretilir. Dış politika belgeleri, ulusal güvenlik stratejileri ve başkanlık doktrinleri, ABD’nin küresel rolünü istikrar sağlayıcı bir güç olarak tanımlar. Soğuk Savaş döneminde yayımlanan Truman Doktrini ya da NSC-68 gibi belgeler, Sovyet tehdidini yalnızca askerî bir rakip olarak değil, “özgür yaşam tarzına” yönelmiş varoluşsal bir tehlike olarak kodlamıştır. Bu kodlama, askerî harcamaların artırılmasını, dünya genelinde üs ağlarının kurulmasını ve yerel rejimlere müdahaleyi meşrulaştırmıştır. Benzer bir mantık, 11 Eylül sonrasında yayımlanan Ulusal Güvenlik Strateji Belgeleri’nde de görülür. “Önleyici savaş” kavramı, uluslararası hukukun temel ilkeleriyle çelişmesine rağmen, mitin sağladığı ahlaki zemin sayesinde kabul edilebilir hâle getirilmiştir. Burada mit, hukukun üzerinde konumlanan bir normatif çerçeve işlevi görür; zor, bu çerçeve içinde düzen kurucu bir araç........

© Nokta Haber Yorum