21 Mart Nevruz! Azerbaycan’da Nevruz ile “Keçel (Kel) ve Kosa (Köse) Oyunu”
Bugün 21 Mart 2026. Nevruz! Ramazan Bayramı’nın ikinci günü! Barış, dostluk, güzellik ve baharın gelişi. Savaş ve kaosun ortasında geldi!
Biz barışın ve sevginin elçileri olarak yine de 21 Mart’ı, baharı, sevgiyi ve barışı hatırlatmak istiyoruz.
Bugün Eskişehir Türk Dünyası Araştırma Merkezi (ESTUDAM) Mitoloji Dergisi’nde 2017 yılında yayımlanan bir yazımı sunuyorum. Dergi sayfası yenileniyor ve internette şu an makale bulunamıyor. Makaleyi tekrar gözden geçirdim ve yazım hatalarını düzelttim. Bu yazı vesilesiyle sizlerle bu makaleyi paylaşmak ve Nevruz’u hatırlatmak istiyorum:
**
1. Nevruz ve Kökeni:
Nevruz sözcüğü Farsça iki sözcüğünün birleşmesi ile oluşmuştur: Nev; Yeni ve Ruz; Gün. Böylece Nevruz, Yeni Gün demektir ki milattan önceki tarihlerde Çin kaynaklarında Türklerin “Yengi Kün = Yeni Gün” adıyla İlkbahar Bayramını kutladıkları yazmaktadır. Miladi takvim ile 21 Mart’a denk gelmektedir. Bugün, gündüz ve gece eşitliğinin (ekinoks) olduğu ve Kuzey Yarımkürede ilkbaharın başladığı gündür. Rumî takvimde, 9 Mart’a tekabül eder. Yeni Gün; Tabiat Ana’nın (Mitolojik Ana) canlanışı ile insanlığa ölümden sonra dirilmeyi ve atalar kültünü hatırlatmaktadır (Bayat, F., 2008).
Nevruz isminin Farsça olmasının da etkisiyle Nevruz Bayramı’nın İran kökenli olduğu zannedilmiştir. Fuat Köprülü, 1927 yılında yayımlanan bir eserinde (Köprülü, F., 1927) şöyle diyordu:
“Nevruz'un milli bayram addedilerek tes'idi, şüphesiz, eski İran ari anelerindendir. Mu’ahharan, İslamiyetin İran’da intişar ve tekarrüründen sonra bu ananenin devamı ise, galiba "Şiilik" sayesinde olmuştur. Bugün yalnız İranlılar değil Şii mezhebindeki Türkler'de "nevruz"u "bayram" addetmektedirler…”
Görülüyor ki; Nevruz’un menşei üzerine Köprülü’nün kanıtı yoktur. İran’da Nevruz ile ilişkili inanç sistemi Zerdüşt’ün dini Mazdaizm’dir (Mecusilik’tir), denilebilir. İran devletinin ilk kurucusu Cemşid, Zerdüşt'ün kurduğu Mecusilik dinine inanıyordu. Kurucusundan dolayı bu dine Zerdüşt dini de denir. Bu dine göre "toprağa özenle ve gayretle ekenler on bin duayı tekrar edenlerden daha çok dinsel ödül hak kazanırlar". Zerdüşt dininde toprağa verilen aşırı önem, onun yanında güneş anlayışı, bahar bayramı kutlamalarını çok önemli hale getirmiştir. Bir anlayışa göre de Nevruz bayramı, Zerdüşt inancındaki tanrı Ahura-Mazda (Hürmüz) (bir başka değişle; Hürmüz’ün iyilik ilkesi Spenta Mainyu) ile kötülük ilkesi Angra-Mainyu (Ahriman)nun mücadelesinde Hürmüz’ün savaşı kazanması sonucu, güneşin toprağı ısıttığı, tabiatı yeşillendirdiği ve bereketlendirdiği gündür (Aksoy, M., 2006). Bu inanç şubat ayı sonunda cemrenin (ateşin), sırasıyla havaya, suya ve toprağa düşmesi ile doğrudan bağlantılıdır. İngilizce ismiyle Şubat, February’dir. Bu isim fever (ateş) sözcüğü ile ilişkilidir.
Kürt menkıbelerinde ise Nevruz Demirci Kawa’nın hikâyesiyle özdeşleştirilir: Demirci Kawa zalim hükümdar Dahhak tarafından ezilen Kürt halkını ayaklandırarak (M.Ö. 612), hükümdarı iktidardan uzaklaştırır ve halkı özgürlüğüne kavuşturur. Kazanılan bu zaferi ve özgürlüğü kutlamak için de dağda büyük bir ateş yakarlar, ateşin etrafında şenlikler düzenlerler, şölenler verirler. Demirci Kawa’nın yaktığı bu özgürlük ateşi 21 Mart’a rastladığı için, Kürt halkınca bugün Newroz Bayramı olarak kutlana gelmiştir (Onarlı, İ., 2003).
Türkiye’de Diyarbakır, Siirt, Mardin, Şanlıurfa gibi kentlerde ve kırsal alanlarında yaşayan Yezidiler de Ahura Mazda’ya inanırlar ve Nevruzu yeni yıl bayramı olarak kutlarlar ve Zerdüşt’ün bugün doğduğunu kabul ederler. Yezidiler Nevruz’u 21 Mart değil de, "serisal-ida sersale" adıyla Nisan’ın ilk Çarşamba’sı (Zerdüşt’ün doğduğu gün) olarak kabul eder ve kutlarlar (Onarlı, İ., 2003).
Yukarıda verilen bilgilere karşılık; Nevruz ne İran kökenlidir ne de başka bir kültüre aittir. Nevruz'u İran geleneğine bağlayan Firdevsî' nin (940-1020) Şahnâmesi de dahil olmak üzere (1004 tarihinde tamamlandı), bu tarihten önceki dönemlere ait İran metinlerinde Nevroz'a rastlanılmaması bu bayramın ilk kez Türkler arasında ortaya çıktığı kanaatini güçlendirmektedir (Onarlı, İ., 2003).
Bender'e göre Alevi ve Bektaşiler'deki nevruz geleneği de Kürt kültüründen kaynaklanmıştır. Ayrıca "Zerdüştlük dini Kürt halkının yarattığı bir dindir" (Bender, C., 1992’den aktaran: Aksoy, M., 2006). Aksoy (2006) ise Bender’in bu fikrine itibar edilmesi mümkün değildir, der. Çünkü Alevilik konusunda uzman olsun olmasın hiç bir Alevi-Bektaşi, Dede ya da Alevi tekkesi Aleviliğin; Zerdüştlük, Yezidilik ya da "Kürtler"den kaynaklandığını kabul etmez. En iyimser yaklaşımla Alevilik, onlardan kısmen etkilenmiştir. Bu tür etkilenmeler ise her kültür için söz konusudur. Eğer yukarıdaki nevruz hakkındaki görüşü kabul edersek, en basitinden Nevruz'un "Kürtler"de değil de, niçin Alevi inancına bağlı olanlar arasında yaygın olduğuna cevap bulamayız (Aksoy, M., 2006).
Nevruz'un çıkışıyla, Demirci "Kawa" ustanın başkaldırma olayını birbirinden ayırmak gerekir. Çünkü Nevruz Bayramı Babil'in "Kürt-Kassit" devletince işgali sonucu ortaya çıkmış; Demirci Kawa olayı ise M. Ö. 612 yılarında yaşanmıştır. Demirci Kawa usta her yıl yapılmakta olan Nevruz bayramından yararlanmış, bayram için toplanan halkın varlığından yola çıkarak, dağlarda Nevruz ateşlerini yaktırarak isyanı başlatmıştır"(Aksoy, M., 2006).
Ruslar’da da Nevruz’a benzer bir bayram vardır: Maslenitsa. Maslenitsa, başta Ruslar olmak üzere Slavyen halklar tarafından her yıl 3-9 Mart günleri arasında kutlanan bir bayramın adıdır. “Yağlı Bayram” / “Yağ Bayramı” anlamlarına gelen ve Halk Bayramı olarak kutlanan Maslenitsa’nın temelinde Ruslar’ın Hristiyanlık öncesinde doğayla (kışın uğurlanışı ve baharın gelişiyle ilgili) yaşayış ve inanışları yatar. Maslenitsa, hem kutlanış sebebi hem de kutlama biçimiyle Türk dünyasında kutlanan Nevruz’la büyük benzerlikler gösterir (Alyılmaz, S., 2009).
Bir Türk bayramı olan ve Türklerin kadim zamanlarından bugüne kutlanan YENİ GÜN Bayramı ile özdeşleştirilmiş Türk destanı ise ERGENEKON DESTANI’dır. Metin Turan (1998) bu destanı özetle şöyle sunmuştur:
“Gene bir gün Gök Türkler Tatarların baskınına uğradı. Sağ kalanların tümü tutsak oldu. Sadece İl Han'ın küçük oğlu Kayan ile kardeşinin oğlu Nüküz karıları ile birlikte Tatarların elinden kaçabildiler. Bunlar eski yurtlarına gelip birçok at, deve, keçi ve koyun aldılar. Fakat çevre hep düşman olduğundan orada kalamazlardı. Kimsenin bilmediği ıssız bir yere çekilmeye karar verdiler. Götürebildikleri mallarını alıp sarp dağlara doğru yürüdüler. Böylece dağa çıktılar. Bir gün bir sarp dağın tepesinde, sarp kayalar arasında, geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere rastladılar. Geldikleri yol ise bir yüklü hayvanın bile geçemeyeceği kadar dardı. Bu yoldan giderek çevresi yüksek, aşılmaz, geçit vermez dağlarla çevrili geniş bir düzlüğe rastladılar. Bu ülkede akarsular, türlü otlar, meyve veren ağaçlar çok çok idi. Kışın hayvanların etini yiyerek, yazın sütünü içerek geçindiler, yünlerinden, derilerinden giysiler yaptılar. Buraya "Ergenekon" adını verdiler. Kayan ve Nüküz'ün çocukları burada çoğaldı. Dört yüz yıldan fazla oturdular. Birçok oymaklara ayrıldılar. Bir gün geldi ki artık Ergenekon'a........© ngazete
