menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aşk Da Bir Rızıktır

12 0
26.07.2026

Gönül Yorgunluğu

Zaman zaman özellikle “gönül ilişkilerinden” mustarip takipçilerimden bolca mail arıyorum.

Her birinin yüreği avucunda ya buruk ihanet hikayeleri var ya da kavuşamıyor olmanın verdiği can yakıcı gönül yorgunluğu.

Peki neden bu kadar çok can kırığı var?

Öncelikle her birimize doğuştan gelen rahmani hediyelerle kodlanmış sevgi, merhamet, adalet, iyilik gibi kodların yanı sıra; bir de gölgesi ömürlerimize düşen ailenin, alınan eğitimin, içinde yaşanan toplumun hatta sosyo ekonomik koşulların yüklediği kodlamalar var.

“Gönül yorgunlukları” yüklenen kodlar ile ilgili sanırım.

Şöyle ki, insan dünyaya “varoluş” gibi bir lütufla gelirken aynı zamanda sevgi, güvenlik ve korunma gibi ontolojik ihtiyaçlarla gelir. Varoluşla birlikte gelen cinsiyet ve aile de insanın iradesi dışındaki ontolojik temellerdir ve insan, yaşamını bunlar üzerine kurar.

Ancak aile terbiyesi, alınan eğitim, toplum tarafından yüklenen manevi ve ahlaki kodlar bu varoluştaki kodları nisbi olarak değiştirir.

İşte bizim “gönül yorgunluğu” dediğimiz şey de bu değişime uğrayan kodlarla ilgilidir. Zira bize sonradan yüklenen kodlarda “rızık” denince akıllara sadece yeme, içme, barınma gibi ihtiyaçların olduğu “somut” varlıklar bilgisi yüklenmiştir.

AŞKIN RIZIK OLUŞU

Oysa ki yokluk aleminden varlık alemine yollanmak başlı başına bir rızıktır. Alınan nefes, üzerimize gölgesi düşen aile, yaşanan toplum, iyilik ve güzelliğin inşa ve ihyası için nasip edilen her iş ve eylem de rızık dediğimiz kavramlar içinde yerini alır.

“Kalplerin kendi elinde” olduğunu belirten İlahi yazılım, aynı zamanda “sevgi ve aşk” gibi duyguların da birer rızık olduğunu fısıldar. Yani, kalplere yerleştirilen sevgi de o sevginin karşılık bulup bulmaması da başlı başına bir rızıktır.

Kişi, bu rızık karşısında sabır tesbihine sarılırsa, rızkı her şekilde (istediği kişi olmazsa dahi ondan daha iyisi ve hayırlısı ile) mutlaka ulaşır ve nasibi ayağına türlü vesilelerle gelir.

Ama şükür makamından şikâyet makamına düşerse, bu varlığın sahibine küstahlık olacağı için avucundaki gönül yorgunluğu ve can kırığı ile birlikte ömür denen çileyi tamamlar.

Ne demişti Nesimi;

Rızkımı veren Hüda’dır, kula minnet eylemem!

Yeri gelmişken sevgi ve aşkın muhatabı olan kadın ve erkek eşitliğine de burada değinmek gerek sanırım;

EŞ OLMAK, EŞİT OLMAK

“Kadın ve erkek eşit midir?”

Sorunun cevabına geçmeden önce belirtmek gerekiyor ki hiç kimse dünyaya gelirken cinsiyetini kendisi veya ailesi belirleyemez. Zira bu tercihi “biyolojik olarak” babanın kromozomları belirlese de yaratan “cebr-i kader” dediğimiz hükmü ile yapmıştır.

Kadın olsun erkek olsun bu noktada insana düşen bu yaratılış hükmünü kabullenmektir. Zira bu kabul kendisiyle barışık ve tanışık olmasını sağlayacak; bunu yapamadığı takdirde ise doğasıyla kavgalı hale geleceği için; hem onu yaratan kudret ile hem çevresiyle ve hem de emrine amade kılınan eşya ile sağlıklı bir ilişki kuramaz.

Gelelim eşitlik meselesine.

Bu sorunun cevabını Arap dilinin dev dil ansiklopedisi olan........

© ngazete