menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TÜREDİ ZENGİNLER VE YOZLAŞMA

39 0
06.06.2026

TÜREDİ ZENGİNLER VE YOZLAŞMA

İnsanın değeri, sahip olduğu servet ile değil; sahip olduğu bu servetin kendisini yönetmesine izin verip vermemesi ve onu bir amaç hâline dönüştürüp dönüştürmemesiyle doğrudan ilişkilidir. Zira servet, kimileri için bir yükseliş vesilesi olurken, kimileri için de karakterini çözen ve ahlâkını çürüten bir etkene dönüşür. Nitekim nice insanlar vardır ki, zenginlik onları olgunlaştırarak onlara itibar sağlamış; fakat yine nice insanlar da vardır ki,  sahip oldukları imkânların ağırlığını taşıyamayarak tüketim, gösteriş ve sahte bir ihtişamın içinde  kendilerini kaybetmişlerdir.  Bu nedenledir ki  asıl mesele zengin  olmak değil, bu zenginliğin insanı  gösterişe, kötülüğe ve ifrata  sürükleyip sürüklemeyişi ve ona bir kişilik kazandırıp kazandıramayışıdır.

Nitekim ahlâkî değerlerini yitirmiş ve kişiliğini oluşturamamış  böyle  insanların varlığına  neredeyse her gün şahit  oluyoruz veya  yazılı ve görsel basından bunlarla ilgili  bir haber okuyoruz. Bu durumun, sadece  günümüze özgü bir durum olmadığını, geçmişte de buna benzer  insanların bulunduğunu ve romanlara da konu olduğunu  biliyoruz ve bu romanları da okuyoruz.  Bu bağlamda yazılan bazı romanlar sadece yazıldığı dönemdeki insanların hikâyesini anlatmakla kalmıyor,  aynı zamanda her dönemde yeniden  benzerlerinin türediği  insan tiplerine de  bir ayna  tutuyor. Bu konuda benim en fazla dikkatimi  çeken  Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası”, Peyami Safa’nın “Fatih Harbiye”  ve Turan Aziz Beler ’in  “Türedi Ailesi”  isimli  romanları olmuştur.

Mesela Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası adlı eseri, Tanzimat döneminde ortaya çıkan yanlış Batılılaşma hareketinin çarpıcı bir eleştirisini sunar. Romanın başkahramanı Bihruz Bey, Batılı olmayı bir değerler sistemi olarak değil, bir görünüş ve tüketim biçimi olarak algılar ve yaşar. Bu durum, onun kendi gerçekliğini inkâr etmesine ve sahte bir kimlik inşa etmesine yol açar. [1]  Öyle görülüyor ki Bihruz Bey’in bu trajedisi, Lev Tolstoy’a atfedilen, fakat ona aidiyeti kesin olmayan “Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar” metaforunun da bir yansıması gibidir.

Benzer bir tematik yapı, Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye romanında daha derin bir psikolojik çözümlemeyle karşımıza çıkar. Roman, temel olarak Doğu-Batı çatışmasını ve bu iki kültür arasında kalan bir genç kızın kimlik arayışını konu alır. Bu eserde Doğu-Batı çatışması, sadece bir medeniyet meselesi olarak değil, aynı zamanda bireyin kimlik krizi olarak da ele alınır.[2]

“Türedi Ailesi” ise Turan Aziz Beler’ in 1930’lu yılların Türkiye’sinde kısa sürede zenginleşen ve bu nedenle de  modern yaşam tarzını benimseyen, ahlâkî ve kültürel değerlerini yitiren bir ailenin trajikomik çöküşünü anlatan romanının adıdır. Bu roman, hızlı değişimlerin bireyler üzerindeki yozlaştırıcı etkilerini, görgüsüzlüğünü ve gösterişli yaşam tarzını eleştirmekte ve  önemli mesajlar vermektedir. Diğer bir ifade ile bu roman, hızla zenginleşen, parayı amaç edinen, geleneksel değerlerinden koparak lüks ve yüzeysel bir hayata dalan, yozlaşan ve  uçlara savrulan bir ailenin........

© Mir'at Haber