menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

AKADEMİK EZBERLERİN ÖTESİNDE: TÜRKİYE’DE YOKSULLUK KÜLTÜRÜ MASALI, MİSKİN ŞAHSİYET VE (NEGATİF) ZENGİNLİK KÜLTÜRÜ

49 0
02.10.2026

AKADEMİK EZBERLERİN ÖTESİNDE: TÜRKİYE’DE YOKSULLUK KÜLTÜRÜ MASALI, MİSKİN ŞAHSİYET VE (NEGATİF) ZENGİNLİK KÜLTÜRÜ

Modern sosyal bilimler, kuruluşundan bu yana toplumsal meseleleri ele alırken Batı merkezli, seküler ve genellikle materyalist bir mercek kullanagelmiştir. Bu merceğin ürettiği en sorunlu, hatta en tahrip edici kavramsallaştırmalardan biri hiç şüphesiz Amerikalı antropolog Oscar Lewis tarafından 1950’lerin sonunda ortaya atılan ve kısa sürede akademik literatürün merkezine yerleşen “Yoksulluk Kültürü” (Culture of Poverty) teorisidir.

Teori, ilk bakışta yoksulların hayat tarzını ve tutumlarını anlamaya çalışan tarafsız bir sosyal bilim çalışması gibi sunulsa da, derine inildiğinde son derece tehlikeli bir mantıkî kurguyu barındırır: Yoksulluğu; nesilden nesile aktarılan bir kadercilik, geleceği planlayamama, anlık doyum arayışı, umutsuzluk ve disiplinsizlik gibi kültürel/ahlâkî kodlara bağlamak.

Akademik camiada uzun yıllar tartışılan ve büyük oranda eleştirilen bu yaklaşım, özü itibarıyla en alt sosyal tabakada bulunanları küçük görme yaklaşımı ve “mağdurun suçlanması” (blaming the victim) mekanizmasından başka bir şey değildir. Yoksulluğu üreten adaletsiz bölüşüm ilişkilerini, sömürü çarklarını, fırsat eşitsizliklerini ve küresel sermaye düzenini gölgeleyen bu anlayış; yoksulu kendi yoksulluğunun baş sorumlusu, hatta toplumsal düzene uyum sağlayamayan “ahlâken ve kültürel olarak kusurlu” bir aktör ilan etmiştir.

Ancak hem tarihe hem toplumsal gerçekliğe hem de medeniyet değerlerimize baktığımızda, asıl yozlaşmanın ve ahlâkî zafiyetin sanıldığı gibi alt sınıflarda değil; imkânı, parası ve gücü olduğu halde kamusal edepten mahrum kalan kesimlerde yaşandığı aşikârdır. Burada karşımıza çözümlenmesi gereken iki temel hakikat çıkmaktadır: İslam’ın yücelttiği “Miskin Şahsiyeti” ve son borsa krizi gösterdiği gibi günümüz toplumunu içten içe kemiren “Negatif Zenginlik Kültürü“.

“Yoksulluk Kültürü” Masalına Karşı İslâm’ın “Miskin Şahsiyeti”

Batı sosyolojisi yoksulu “potansiyel bir tehdit”, “suç odağı” ya da “eğitilmesi/disipline edilmesi gereken ahlâken zayıf bir figür” olarak kurgularken; İslâm medeniyeti, yoksulluk ve zenginlik meselesine bambaşka bir ufuktan bakar. İslâm’ın zihniyet dünyasında maddî yoksunluk, kişinin insanî, ahlâkî veya manevî değerini düşüren bir kusur değildir; aksine dünya imtihanının toplumsal bir tezahürüdür.

Bu noktada Kur’ân-ı Kerim’in inşa ettiği “Miskin” veya “İffetli Fakir” profili, modern sosyolojinin yoksulluk kültürü tezini kökünden sarsar. Bakara Suresi’nin 273. ayet-i kerimesinde Rabbimiz şöyle buyurur:

“(Yardımlar) Kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde gezip kazanmaya imkân bulamayan fakirler içindir. İffetlerinden dolayı, bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan yüzsüzlük ederek asla bir şey istemezler…”

Âyet-i kerimede çizilen tablo; maddî imkânsızlığa rağmen muazzam bir ahlâkî duruş, vakur bir şahsiyet ve yüksek bir iffet örneğidir. “Miskin”,........

© Mir'at Haber