Fransa, Yeni Bir Toplumsal Kırılmanın Eşiğinde mi?
Fransa, Yeni Bir Toplumsal Kırılmanın Eşiğinde mi?
Bu protestolar yalnızca mevcut sosyoekonomik koşullara bir itiraz değil, kamusal alanı birkaç aile ve şirketin hakim olduğu piyasaya karşı koruma ve Cumhuriyet’in sarsılan sosyal vaatlerini devlete yeniden hatırlatma mücadelesi olarak okunmalıdır.
Paris Advanced Research Center (PARC) Direktörü Dr. Nevzet Çelik, Fransa’da öğrenci eylemlerinin arka planını, kamu hizmetlerindeki sorunları ve derinleşen sınıfsal eşitsizlikleri AA Analiz için kaleme aldı.
Fransa’da devam eden gösterilerde lise ve üniversite öğrencileri, bakımsız ve hijyensiz okul binalarının onarılmasını, öğretmen ve personel açıklarının kapatılmasını, kalabalık sınıfların makul seviyeye çekilmesini, yemeğe erişimin kolaylaştırılmasını, eğitimde fırsat eşitliğini ve nihayetinde tırmanan polis şiddetinin durdurulmasını talep ediyor.
Aslında Fransa’nın yakın tarihini bilenler ülkenin bu ölçekteki toplumsal gösterilere hiç de yabancı olmadığını görecektir. 2018’deki Sarı Yelekliler hareketi, katılımın 3,5 milyona ulaştığı 2023 Emeklilik Reformu protestoları, 2024’te çiftçi protestoları ve şu an devam eden öğrenci eylemleri dönemlik bir tepki olmaktan öte ülkede giderek biriken halk memnuniyetsizliğinin ve derinleşen sosyoekonomik krizin yansıması olarak okunmalıdır.
Fransız refah devletinin çıkmazı
Bugünün Fransa’sında öğrenciler haklı olarak, gelişmiş bir ekonomiye sahip bu ülkede neden okullarının yıkık dökük olduğunu, neden yurt bulamadıklarını, neden barınma ve gıda sorunu yaşadıklarını, öğretmen açığının neden vahim boyutlara ulaştığını ve neden acilde saatlerce beklemek gerektiğini yüksek sesle dile getirmek için gösteri yapıyorlar. Nitekim, yapılan araştırmalar Fransa’da öğrencilerin yüzde 50’sinden fazlasının maddi imkansızlıklar nedeniyle düzenli olarak öğün atladığını gösteriyor. [1]
Tüm bu sorunların arkasındaki ana neden ise Fransa’da kamu borcunu Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 115’ini aşarak 3,6 trilyon avro civarına yaklaşması ve borç faiz ödemelerinin bütçenin en büyük yüklerinden biri haline gelmesidir. Hükümet geçmişte bütçe açığının yüzde 5’i aşmasıyla Avrupa Birliği’nden (AB) uyarı almış ve bu açığı kapatabilmek adına sert kemer sıkma politikalarına yönelmiştir. Yıllardır süren ve bir türlü çözülemeyen bu mali krizde her gelen hükümet, bütçe disiplini baskısı doğrultusunda ilk olarak halkın can damarı olan sağlık sisteminde yatak kapasiteleri ile ilaç geri ödemelerini kısmış, eğitimde öğretmen kadrolarının dondurarak sınıf mevcutlarını artırmış, okul ihtiyaçlarını ertelemiş ve emeklilik ile işsizlik maaşları başta olmak üzere sosyal........
