menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İzin bitti, gurbetçinin sorunları Türkiye’de kaldı

36 0
12.09.2026

Bir izin dönemini daha geride bıraktık.

Haftalar nasıl geçti, anlayamadık. Hasretini çektiğimiz memleketimize geldik; ailemizle, akrabalarımızla, dostlarımızla kucaklaştık. Köyümüzü, kasabamızı ziyaret ettik. Memleket havasını içimize çektik, eski hatıralarımızı yeniden yaşadık.

Sonra yine o ayrılık vakti geldi.

Valizler toplandı, arabalar Avrupa yollarına düştü, uçaklar havalandı. Çocuklarımız okullarına, bizler işlerimize ve yıllardır kurduğumuz hayatımıza geri döndük.

Doğduğumuz ülkeden ayrılıp, Allah’a şükürler olsun hayırlısıyla doyduğumuz ülkeye yeniden döndük.

Ama insan memleketinden ayrılırken yalnızca valizini alıp gitmiyor.

Bir parça gönlünü geride bırakıyor.

Bu yıl biz de gönlümüzün bir parçasını Türkiye’de bıraktık.

Fakat geride bıraktığımız yalnızca hasretimiz ve hatıralarımız değildi.

Yıllardır konuştuğumuz, her izin döneminde yeniden karşımıza çıkan ve hâlâ çözüm bekleyen sorunlarımızı da Türkiye’de bıraktık.

İzin boyunca yaptığımız ziyaretlerde, eş dost sohbetlerinde ve vatandaşlarımızla karşılaşmalarımızda bunu bir kez daha gördük.

Kiminle konuşsak başka bir mesele anlattı.

Kiminin derdi cep telefonuydu.

Kiminin Türkiye’ye getirdiği aracı…

Kiminin emeklilik meselesi…

Kiminin çocuğunun dövizle askerlik bedeli…

Kiminin ise yıllardır çözülemeyen başka bir sorunu.

Aslında insanlarımızın istediği ulaşılamayacak şeyler değil.

Yıllardır aynı sorunları tekrar tekrar anlatmak istemiyorlar.

Güzel sözler elbette kıymetlidir.

Ama artık güzel sözlerin yanına somut çözümler koymanın zamanı geldi.

Mesela cep telefonu meselesi…

Yurt dışında yaşayan vatandaşımız yıl içinde Türkiye’ye birkaç kez kısa süreliğine geliyor. Üç gün kalıp geri dönse bile telefon kullanımında 30 günlük süre işliyor. Böylece yıl içinde dört kısa giriş-çıkış yapan bir vatandaşımızın 120 günlük hakkı, Türkiye’de gerçekte 120 gün kalmadığı hâlde dolabiliyor. Yaz iznine geldiğinde ise telefonunu kullanamaz hâle geliyor.

Talep son derece basit:

Telefon kullanım süresi 30 günlük dönemler üzerinden değil, vatandaşın Türkiye’de fiilen kaldığı günler üzerinden hesaplanmalıdır.

Devlet vatandaşının Türkiye’ye hangi gün giriş yaptığını, hangi gün çıkış yaptığını zaten biliyor. Teknik imkânların bu kadar geliştiği bir dönemde bunun çözülemeyecek bir mesele olduğuna inanmak mümkün değil.

Bir başka önemli mesele Sıla Yolu.

On yıllardır Avrupa’dan Türkiye’ye karayoluyla gidip geliyoruz. Almanya’dan çıkan vatandaşımız Avusturya, Macaristan, Sırbistan ve Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye ulaşıyor.

Bu yıl ben de bu güzergâhın önemli bir bölümünü bizzat geçerek sorunları yerinde görmeye çalıştım.

Üstelik meselenin büyüklüğünü rakamlar da ortaya koyuyor. İzin döneminde yaklaşık 1 milyon aracın Türkiye’ye giriş-çıkış yaptığı ifade ediliyor.

Bu rakam bile Sıla Yolu’nun birkaç haftalık bir “gurbetçi meselesi” olarak görülemeyeceğini göstermeye yeter.

Bu araçlarla Türkiye’ye gelen ailelerin akaryakıttan konaklamaya, yeme-içmeden alışverişe kadar ülke ekonomisine yaptığı katkıyı da düşünmek gerekir. Aynı zamanda yüz binlerce ailenin çocuklarıyla birlikte binlerce kilometre yol kat etmesi, meselenin güvenlik boyutunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla Sıla Yolu sadece bir tatil güzergâhı değildir.

Avrupa ile Türkiye arasında milyonlarca insanımızı birbirine bağlayan stratejik bir ulaşım koridorudur.

Sınır kapılarında beklemeler, trafik, güvenlik, dinlenme alanları, temizlik ve çevre sorunları artık her yaz yeniden konuşulan meseleler olmaktan çıkarılmalıdır.

Bunun için ilgili ülkelerle sürekli irtibat hâlinde çalışacak daimi bir........

© Milli Gazete