Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Raporu üzerine stratejik bir değerlendirme
Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde hazırlanan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Raporu, terörle mücadelede yeni bir safhaya geçildiği iddiasıyla kamuoyuna sunulmuştur.
Rapor; Meclis merkezli olması, üniter devlet vurgusu yapması ve özellikle “af” kavramından kaçınması bakımından geçmiş çözüm süreci metinlerinden biçimsel olarak ayrışmaktadır.
Ne var ki devlet politikaları; iyi niyet beyanlarıyla değil, tehdidi doğru tanımlama ve doğru araçlarla bertaraf etme kapasitesiyle ölçülür. Bu nedenle söz konusu rapor, yalnızca söyledikleriyle değil; söylemedikleri, kaçındığı kavramlar, tercih ettiği dil ve bilinçli olarak açık bıraktığı alanlar üzerinden de değerlendirilmelidir.
Tehdit tanımı sorunu: PKK/KCK ne değildir, peki nedir?
Bir devlet politikasının sağlamlığı, tehdit tanımının açıklığıyla başlar. Raporda PKK bir terör örgütü olarak ifade edilmekte; silah bırakma ve fesih kavramları öne çıkarılmaktadır. Ancak kritik eksiklik tam da burada ortaya çıkmaktadır: PKK’nın stratejik mahiyeti tanımlanmamaktadır.
PKK/KCK yalnızca dağ kadrolarından ibaret silahlı bir yapı değildir. Bugün PKK/KCK;
• Suriye’de farklı adlar altında silahlı,
• Irak’ta lojistik ve kadro sürekliliğine sahip,
• Avrupa’da finans, propaganda ve siyasal baskı ağı kurmuş,
• Büyük güçler tarafından vekâlet aparatı olarak kullanılan çok katmanlı, çok coğrafyalı bir stratejik organizasyondur.
Bu boyutlar açık biçimde tanımlanmadığında, “terörün bitirilmesi” hedefi kaçınılmaz olarak Türkiye içi dar bir güvenlik meselesine indirgenir. Oysa terör, sadece coğrafi de değil; stratejik bir projedir.
Terör örgütü elebaşları ve siyasi uzantılarının “PKK’yı feshettik ama KCK’yı değil, YPG, PEJAK’ı değil” söylemi de bu çerçevede........
