menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Milli Görüş Tarihi Refah Partisi Dönemi - 23 RP yüzde 21.4 oyla birinci parti Askerin talimatıyla kurulan hükümet: Anayol

15 0
20.03.2026

Fethullah Gülen’in yaptığı konuşmanın Refah'la ilgili kısmı RP'lileri, muhtıra ile ilgili bölümü ise ona yakın olan medyayı ve Genelkurmay'ı kızdırdı.

Refahlılar, “Yani Çiller hanımın azınlık hükümetine güvenoyu vermezseniz darbe olur. Öyleyse kuzu kuzu Çiller'in azınlık kabinesine evet deyin” demek mi istiyorsun diyerek kızıyorlardı. Konuşmadan çıkarılan, “Sakın ha, RP'yi iktidar yapmayın, Batılı dostlarımız sırtını dönerler sonra” anlamı ise daha çok öfkelendirdi. Bu konuda yayına yeni başlayan Yeni Şafak gazetesi ile, Akit adını alan Vakit ve Milli Gazete'de Fethullah Hoca'yı eleştiren yazılar yayınlandı.

Fethullah Gülen'in Çiller'e (sitem etse de) yakın, RP'ye ise çok uzak olduğu bu konuşmayla açıkça belli olmuştu. Konu sadece bu olsa, medya bu olayı öne alacaktı ama muhtırayı haber vermesi gazetecilik açısından daha önemliydi. Fethullah Hoca'nın muhtırayı yapacak diye işaret ettiği kişinin Hava Kuvvetleri Komutanı Ahmet Çörekçi olduğu gazeteciler tarafından açıklandı. Gazetecilere göre bu komutan ordudan Fethullahçıları atmasıyla tanınmıştı.

O günlerde Kürt sorununa değindiği için Sakıp Sabancı'ya kızan Türkeş, “Haddini bil Sakıp Ağa!..” demişti. O güne kadar Fethullah Hoca'yı hoş tutan kimi çevreler ve bazı gazeteciler de, Fethullah Gülen'in sadece “emekli bir vaiz” olduğunu vurgulayarak, “Haddini bil Fethullah Hoca” demeye getiriyorlardı. Yapılan yorumlarda ordudan Fethullahçıların atılmasını engellemek ve Milli Eğitim Bakanlığındaki Fethullahçıların temizlenmesini önlemek için muhtıradan bahsettiği öne çıkarıldı.

Genelkurmay'dan yüksek rütbeli birisi ise, Sabah gazetesinden Fatih Çekirge'ye Fethullah Gülen hakkında şunları söylüyordu. “Bizim o zatla ilgili düşüncelerimiz bellidir. Nasıl örgütlendiği, nerelere yayıldığı, nasıl bir medya gücü olduğu ortadadır. Ayrıca görünmeyen ilişkileri, parasal durumu da bilinmektedir. Bize göre diğer irticai faaliyetlerden de bir farkı yoktur. Onun sözünü ciddiye almayız.”

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de açıktan eleştiriyordu Fethullah Gülen'i. Gazeteler “Ordu'nun Fethullah Raporu”nu yayınladılar. Rapora göre Fethullahçılar 3 bin kişilik şeriatçı intihar komandoları yetiştirecek ve komandolar İslam Devrimini gerçekleştireceklerdi.

Fethullah Gülen Hocaefendi diye yazıp çizenlerden bazıları, artık “Hocaefendi” unvanını geri alarak, Fethullah Hoca'ya dönüş yapmışlardı.

ANAP ve DYP'nin kan davası

24 Aralık 1995 seçimlerine gidilen günlerde, ekonomi ve sık değişen gündemle ortalık toz duman içindeydi. ANAP lideri Mesut Yılmaz, Tansu Çiller'e “Yalı Çetesi” diyor, Çiller de ona çok ağır sözler söylüyordu. İş, kan davasına dönmüştü.

Fakat ortada bir RP gerçeği vardı. Onunla birlikte yükselen bir diğer parti de MHP'ydi. MHP'nin yüzde 10'u geçeceği, belki de yüzde 15'i bulacağı konuşuluyordu. Halk merkez partileri bırakıp, aşırı sağa kayıyor yorumları yapılıyordu.

ANAP ve DYP'nin kan davasına dönüşen zıtlaşması medyayı da etkiledi. Sabah grubu DYP'yi, Hürriyet ve Milliyet grubu ANAP'ı destekliyor ve birbirlerini siyasi parti gibi suçluyorlardı.

“ANAP'a verilen oylar RP'ye yarar” görüşü ile “Asıl DYP'ye verilen oylar RP'ye yarar” görüşü şiddetle çarpışıyordu. RP lideri Erbakan ise, “ANAP gençlik kollarımız, DYP'de hanımlar kolumuz” diyerek her ikisiyle dalga geçiyordu.

RP'lilerden sonra en düzenli çalışan parti MHP'ydi. Özellikle İç Anadolu bölgesinde etkindiler. Parmakla yapılan bozkurt işareti MHP'li taban tarafından moda haline getirilmişti. Maçlarda, kalabalıklarda, şehit cenazelerinde bozkurt işaretleri yapanlar sık sık ekrana geliyordu. PKK'ya duyulan öfke MHP'ye yarıyordu.

Nusret Demiral MHP’ye geçinçe

Fakat MHP'nin bu havasını, MHP'ye geçen emekli DGM Başsavcısı Nusret Demiral bir anda söndürdü. RP ve irtica ile mücadele eden ve bu yönüyle tanınan Nusret Demiral, MHP'ye geçer geçmez “Ezan yeniden Türkçe okunmalı, ibadet Türkçe yapılmalı” deyince, başta MHP olmak üzere, dini kesimlerde soğuk duş etkisi meydana getirdi. Türkeş'in de bir zamanlar söylediği o sözler, MHP'lilerin hala aynı yerde durduğu, İslâma hizmet gibi amaçlarının olmadığı iddiaları ortaya atıldı ve sağ kesimle birlikte, İslami duyarlılığı olan pek çok MHP'li partiye oy vermekten vazgeçti. Çoğu RP'ye, bazıları “ülkücülerden daha ülkücü, erkeklerden daha erkek” gördüğü Çiller'e, bir kısmı da MHP’den ayrılan Muhsin Yazıcıoğlu’nun partisi BBP'ye yöneldi.

ANAP ise MHP'den ayrılma BBP ile ittifak kurdu. Çiller bu ittifak nedeniyle ANAP'a yüklenmeye başladı. Çiller'e göre, ANAP “katillerle” ittifak yapmıştı, BBP'de RP gibi irtica partisiydi. “Katiller” derken 12 Eylül öncesi K. Maraş olaylarında adı sık geçen BBP'li Ökkeş Şendiller'i kastediyordu.

RP, başka partiyle ittifak yapmadı ama Aydın Menderes ve arkadaşlarını partisine kattı. Menderes'in RP'ye geçişi, ittifaktan daha önemli bir rüzgâr estirdi. DP lideri Adnan Menderes'in oğlu bile RP'li olmuştu. Aydın Menderes'in, “Türkiye'de bundan böyle İslam'a göre tavır belirlenecek” ve “Pazara kadar değil mezara kadar RP'liyim” sözlerini söylemesi partililere büyük bir moral verdi. Menderes, merkez sağ açısından sembol bir isimdi.

24 Aralık'ta yapılan genel seçimde RP yüzde 21.4 oy alarak birinci parti oldu, 158 milletvekili kazandı. Fakat bu seçimde alınan en ilginç sonuç, DYP ile ANAP'ın yüzde 19'ar oy alarak, başa baş olmasıydı.

MHP ise Nusret Demiral'ın zararını yüzde 8 oy alarak ve Meclis'e giremeyerek çekti. Parlamentoda artık MHP milletvekili yoktu. Yüzde 10 barajını aşamamıştı MHP. Ülkücülerde büyük bir şok yaşandı, ağlayanlar, dövünenler oldu. CHP ise kılpayı barajı aşarak, yüzde 10 oy alabilmişti.

Seçmenin mesajı Anayol hükümeti mi?

RP'nin bu seçimlerden birinci parti çıkması, zaten beklenen bir olay olduğu için bu sefer “Şok” ve “Deprem” başlıkları atılmadı. Aslında RP az bile oy almıştı. RP'den beklenen oy oranı yüzde 30 civarıydı.

Birinci parti çıkmasına rağmen RP dışlanmıştı. “RP yüzde 21 oy alsa da, Türkiye'nin yüzde 79'u RP'ye karşı”ydı, o yüzden RP'ye hükümet verilmemeli görüşü medyaya hakim oldu. Cumhurbaşkanı Demirel'in, RP lideri Erbakan'a hükümet kurma görevi verip vermeyeceği tartışmaları yaşandı. Fakat Demirel, tereddüt etmeden Erbakan'a hükümet kurma görevini verdi. Erbakan ve RP’liler, yıllar sonra birinci parti olma ve Başbakanlık ihtimalinin sevinci içersindeydi.

Erbakan koalisyon hükümeti kurmak için partileri ziyaret etti. Çiller kesin ret cevabı verdi, CHP zaten RP'ye karşıydı. Erbakan'a sadece ANAP açık kapı bırakıyordu. RP'nin legal parti olduğunu, legal bir partiyle de koalisyon kurmama diye bir önyargıları bulunmadığını belirtti. ANAP'ın RP'yi meşrulaştırma girişimleri DYP'yi öfkelendirdi. Medyanın bir kısmı da ANAP'a yüklendi. ANAP tutumundan vazgeçmedi, Erbakan'ın görevini iade etmesinden sonra kendilerine görev verildiğinde RP ile yeniden müzakere edeceklerini ifade etti.

Erbakan'dan sonra hükümeti kurma görevi Çiller'e verildi. Onun turlarından da sonuç çıkmadı. Çiller'den sonra hükümet görevi kurma görevini alan Mesut Yılmaz, “Önce Anayol” diyerek Çiller'le görüştü, dönüşümlü başbakanlık önerdi ama Tansu Çiller onu hiç de nazik olmayan bir üslupla reddetti.

ANAP, RP’ye yöneliyor

Bunun üzerine Mesut Yılmaz RP'ye yöneldi. RP birinci parti olmasına rağmen dışlanmaya çalışılıyordu. Mesut Yılmaz, RP'nin bu durumunu çok iyi kullanmaktan yanaydı. Erbakan'a “Dönüşümlü Başbakanlığı” kabul ettirdi. Önce Mesut Yılmaz Başbakan olacaktı. Üçüncü partinin lideri olmasına rağmen, Mesut Yılmaz bir poker oyuncusu gibi davranıyordu.

Erbakan'ın Mesut Yılmaz'ın teklifini kabul etmesi, Başbakanlığı önce Mesut Yılmaz'a vermesi RP tabanında biraz hayal kırıklığı oluştursa da, geçiş dönemi olarak kabul ediliyordu. RP ve ANAP tabanları genel olarak AnaRefah'tan yanaydı. RP için önemli olan başlangıçta şu ya da bu şekilde hükümet olmaktı.

RP ve ANAP sık sık bir araya gelerek, bakanlıkları paylaştılar. Her iki partinin tabanı da Çiller'e öfkeli olduğu için, tabanlardan da bu hükümete onay çıkıyordu. Bakanlıkların 9'u RP'ye, 8'i ANAP'a paylaştırıldı. Önemli bakanlıklar ve ekonomi ANAP'taydı. Üçüncü partinin lideri olmasına rağmen Mesut Yılmaz pazarlıklardan çok iyi neticeler çıkarmıştı. RP'yi ve DYP'yi kullanarak hem Meclis Başkanlığını, hem de Başbakanlığı ANAP'a kazandırdı.

Fakat RP bunu dert edinmedi. Önemli olan şu anda hükümetin içinde yer almasıydı. RP tabanı büyük umutlarla kurulacak hükümeti bekliyordu.

RP-ANAP koalisyonuna askeri müdahale

DYP ise RP ile ortaklık yapmaya kararlı ANAP'a, medyayı da yanına alarak yüklenmeye ve ortalığı ayağa kaldırmaya başladı. DYP'li kadınlar Atatürk posterleriyle, ANAP Genel Merkez Binası'nın önüne yığılıp gösteriler yapıyorlar, özellikle Mesut Yılmaz'ın karısı Berna Yılmaz'ı ‘şeriatçılarla işbirliği’ yapılmaması için göreve çağırıyorlardı.

RP-ANAP hükümeti kurulması kesinleşmiş gibiydi. Her konuda anlaşma sağlanmıştı. AnaRefah hükümet müjdesi bayramdan sonra açıklanacaktı. Ama bayramda araya birileri girdi. Rivayetlere göre, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Meclis Başkanı Mustafa Kalemli aracılığıyla Mesut Yılmaz'ı, RP ile hükümet kurmaması için uyarmıştı. Yine Karadayı, Alparslan Türkeş’i devreye sokmuş, Uludağ'da tatil yapmakta olan Çiller'e de haber uçurmuş, Anayol'u kurmalarını istemişti.

Bayram bitiminde Mesut Yılmaz, “Diyanet İşleri Başkanlığını istedim vermediler” bahanesiyle AnaRefah'ı kuramayacaklarını açıklayınca, bayram yapmaya hazırlanan RP ve ANAP tabanları şoka uğradı. Herkes bayram tatilinde rantiyecilerin ve iyi saatte olsunların devreye girip, halkın isteği olan hükümetin kurulmasını engellediğini söylüyorlardı.

Ama Erbakan neşesini bozmadı. “Bizim için fark etmez” dedi. “Biz kenarda oturup kahvemizi içeriz. Bir dahaki seçimde de tek başımıza iktidar oluruz. Zaten göreceksiniz ikisi de ayağımıza tıpış tıpış gelecekler.”

Umumi istek üzerine ANAYOL hükümeti kuruldu. (6 Mart 1996) Medya, sermaye, hükümetten memnundu ama Mesut Yılmaz ve Çiller zorla evlendirilmiş gibiydi. İkisinin de suratları asıktı.

RP’den ANAP ve DYP’yi birbirine düşürme taktikleri

Birbirlerinden ölesiye nefret eden iki kişinin kurduğu kabinenin hiç tadı yoktu. RP, yeni hükümeti, yumuşak karnı olan yolsuzluk ve malvarlığı önergeleriyle yıkmaya karar verdi. ANAP, Çiller'i yolsuzlukla, malvarlığıyla ve örtülü ödenekle çok suçlamış ve Çiller'i Yüce Divan'a göndermeyi aklına koymuştu. Aynı şey DYP tarafından ANAP'a yapılıyor, onlar da Mesut Yılmaz'ı Yüce Divan'a yollamak için uğraşıyordu. Birbirlerini Yüce Divan'a yollamaya kararlı iki liderin ortaklığını bozmak RP için hiç de zor olmayacaktı. RP peş peşe önergeler verdi. Yılmaz için önemli olan Çiller'in Yüce Divan’a gitmesi, DYP'nin lidersiz kalması ve kendisinin merkez sağın patronu olmasıydı.

Meclis dışında kalan Türkeş bir yandan, Fethullah Gülen gibi cemaat liderleri bir yandan, RP'nin oyununa gelip Anayol'un yıkılmaması için uğraştılar. Daha etkin çevreler de devreye girdi ama iki lider birbirini yok etmeye kararlıydı.

RP gönülsüz evliliği yıkıyor

Çiller korku içindeydi. El altından RP'ye haberler gönderdi. RP'yi önergelerden vazgeçirmeye çalışarak, hükümeti kendisinin bozacağını, RP ile hükümet kuracağını bildirdi. Bu konuda ilk adımı da attı ve hükümetten DYP olarak desteklerini çektiklerini söyledi. DYP'li bakanlar, başta Yalım Erez olmak üzere Mesut Yılmaz'a çok ağır hakaretler yağdırdı.

Bu ortamda imdada Anayasa Mahkemesi'nin kararı yetişti. Mahkeme, RP'nin itirazlarını haklı bulmuş ve hükümetin güvenoyu almış sayılmayacağını ilan etmişti. Anayasa Mahkemesi'nin 16 Mayıs 1996 günü aldığı bu kararla Anayol hükümeti resmen bitti.

Mili Görüş Tarihi: Refah Partisi Dönemi: 24

Refah-Yol hükümeti işbaşında


© Milli Gazete